Bilecik’ten İki Başarı Örneği

Bu yıl 12.kez kutlanan Bilecik Uluslararası Tiyatro Festivali, sürpriz oyun ve konuklarıyla yine gündemdeydi. Ulusal basının da ilgi odağı olan festivalin bu yılki seçkisinde önemli prodüksiyonlar vardı. Kadın erkek ilişkilerine odaklanan, İstanbul’da da sükse yapan özel tiyatroların oyunları, ağırlıklı olarak romantik komedi tarzındaydı. Uluslararası nitelikteki diğer iki oyun ise, bu yılın medarı iftiharı.

Kıbrıs’tan gelen Beyarmudu Belediyesi Güney Mesarya Halk Tiyatrosu, ‘Nar&Betmez’ adlı oyunlarıyla, alışık olmadığımız bir reji anlayışıyla çıktı izleyici karşısına. Yazar-yönetmen İzel Seylani, Kuzey Kıbrıs kırsalını ve oraya özgü gündelik alışkanlıkları mizah dolu bir anlatımla sahneye taşıdı. Oyun, iki gencin aşkını yoksulluk edebiyatına tenezzül etmeden, kendiyle barışık insanlara adanan minimal bir halk oratoryosu tadında verdi.

Yönetmen Seylani, kendi insanını kendi coğrafyasında iyi gözlemlemiş. Kız kaçırmalar, kına geceleri, tarladaki ırgatlar ve atışmalar, en sıcak ve sahici doğasıyla resmedilmiş. Cana can katarak yazılmış. Oyunculara dayatılan (öyle olduğunu düşünmek istiyorum) amatör ruh, tiyatral yapıyı karikatürize ederek bilinenin aksine sahnede iyi duruyor. Çarpıcı buluşlarla patlamaya hazır kahkaha nöbetlerine tutulan Bilecik seyircisi bu sayede yeni bir izleme denemesinden başarıyla geçmiş oldu. Kıbrıs’ın sevilen genç yönetmeni İzel Seylani, insan bedenini oyun için gerekli olan her bir materyale dönüştürme ustası. Yaratıcı fikirlerini sihirli dokunuşlarla kullanışlı hale getirebiliyor. Kümes dolusu tavuk, eski bir otomobil hatta ve en çok sevdiğim (izleyicinin de en çok güldüğü) kolu oynatılınca ağzından su fışkıran tulumba nefis örnekler. Akdeniz’in ve Türklüğün buluştuğu sıcak noktada özel bir yazarın özenle yönettiği Nor&Betmez, kelimenin tam anlamıyla şarkılı düğünlü renkli bir köy panayırı.

Makedonya’dan gelen diğer bir topluluk ünlü Othello’yu sahneledi. Üsküp Türk Tiyatrosu, Shakespeare’i cesaretle yorumladı. 90 dakikalık kesintisiz yorumunda Othello bu kez ıslak, vahşi ve şehvetengizdi. Zemin olarak içi su dolu bir havuzu seçen yönetmen Deyan Proykovski, gösteri bitene kadar oyuncularını sudan çıkarmadı. Fiziksel dayanıklılığın en üst sınırında Ohello’yu, Desdamona’yı ve Iago’yu birbirine kırdıran Proykovski, suyu fetiş ve nedamet unsuru olarak kullanıyor. Dev bir gözyaşı deryası içinde Desdamona’nın masumiyetini oyunun merkezine alan yapı, orijinal metinde olduğu gibi Iago’nun kötücüllüğünden ve Othello’nun öfkesinden besleniyor. Diyalogların cinsel tansiyon içermeyen tüm bölümleri çıkartılmış. Bu haliyle insan doğasını en hayvan haliyle görüyoruz. Yaşça büyüdükleri halde basit kalan, en sığ ve ilkel duyguya yenik düşen insanın sığ suda boğuluşunu izlerken metafor yerine oturuyor. Çocuk gibi havuzda atlayıp zıplayan dövüşen bir avuç deliyi izler gibi izliyoruz.

Bugüne dek izlediğim en çarpıcı Iago’da Selpin Kerim büyük alkış alırken, diğer oyuncular da ‘Helâl!’ sesleriyle kutlandı. Kararlı, devrimci ve asi tavrıyla baş döndüren Üsküplü ekip, festivaldeki sert etkiden sonra pek yakında İstanbul’da. Sakın kaçırmayın!

MUSTAFA İRİ