SAHNEDE DEVLEŞEN OYUNCU GENCO

GÜLÇİN ÜSTÜNTAŞ

21 yıl önce, Ordu yerel televizyonunda Genco Erkal ile yaptığımız bir söyleşiyi sizlerle paylaşmak istedim. “İnsanlarım” oyunu sonrası sıcağı sıcağına yapılmış bir söyleşi. O yıllara gitmek heyecanlandırdı beni. Eminim siz de heyecanlanacaksınız. Neler neler konuşmuşuz ustayla…

G.Üstüntaş- Genco Bey hoş geldiniz. “İnsanlarım” oyununu izledik. Siz genelde Nazım oynuyorsunuz, neden Nazım ?

Genco –   Nazım’la benim çalışmalarım çok önceye dayanır . 1975 yılında,” Kerem Gibi” oyunu ile başladım Nazım oynamaya. Sonra,“Her Gün Yeni Baştan”, “Merhaba”, ”Sevdalı Bulut” ve “İnsanlarım” Nazım’ın şiirlerini yalnız sahnede değil, politik alanlarda, miting alanlarında da okuyorum.

G.Üstüntaş- Sahnede bütünleşmiş gibisiniz Nazımla, aşkla oynuyorsunuz sanki

Genco –         Nazım’ın şiirleriyle tek vücut olduk. Evet, büyük bir aşk var aramızda, Nazım evrensel bir şair, büyük şair, dünya da böyle kabul ediyor zaten. Ülkesine, ülkesinin insanına sevdalı, ayrıca dünya insanını kucaklayan bir şair.

G.Üstüntaş- Siz ülkemizde olduğu gibi Avrupa’da da önemli bir sanatçısınız. Fransa basını sizi, 20. Yüzyılın en büyük sanatçılarından diye tanımlıyor.

Genco-         Yok abartmayalım.

G.Üstüntaş- Bunu ben söylemiyorum, Fransız basınından alıntı yapan, Türk basınından okudum. Nasıl oldu, Fransa’da sahneye çıkmanız.

Genco-          Fransa’da “Sevdalı Bulutlar” oyununu oynuyorduk, bir hanım yönetmen izlemiş, sahneleyeceği oyun için oyuncu arıyormuş, beni izlerken işte bu demiş… Mehmet Ulusoy’dan telefonumu almış, aradı. Projesinden söz etti, sizin oynamanızı istiyorum dedi. Benim oyunum var “Bir Delinin Hatıra Defteri”ni çalışıyorum. turnelerim var, mümkün değil dedim. Hiç mi mümkün değil? diye sordu, Mümkün değil diye bir şey yoktur, dedim ve bana Çağdaş bir Fransız yazarının metnini gönderdi “Nereye Gidiyorsun Jeremi” Okur okumaz ona da tutkuyla bağlandım ve bütün projelerimi erteledim. Geliyorum, dedim.

G.Üstüntaş – tek kişilik bir oyundu sanırım.

Genco –                   Hayır dört kişi var oyunda ama ben, 23 ayrı rol oynuyordum ,Jeremi adlı bir Fransız genci Paris’ten başlayarak Avrupa’yı, Afrika’yı, Ortadoğu’yu dolaşıyor, karşısına çıkan her kişiyi ben oynuyorum. köpek oldum, hayat kadını oldum, Arap Şeyhi gibi aklınıza gelebilecek, kadın, erkek, hayvan bir çoklarını oynadım

G.Üstüntaş – Siz sahnede bedeni mükemmel kullanıyorsunuz, bunun için özel çalışmalarınız oldu mu?

Genco-           Zamanla oldu sanırım. Küçüklüğümde kendimi bedenimle ifade edebildiğimi fark ettim. Hatta dansçı mı olacağım acaba diye düşündüm. İçimden gelen bir dürtüydü.Pandomim de çalıştım. Zamanla gelişti bu bende.

G.Üstüntaş- Oyuncunun bedenini kullanması çok önemli diye düşünüyorum. Tiyatro okullarında Beden Dili dersi veriliyor mu?

Genco –         Beden çalışmaları yapılıyor ama Beden Dili adıyla bir ders yok bildiğim kadarıyla, zaman zaman yabancı uzmanlar geliyor. 9 Eylül Üniversitesine Almanya’dan bir bayan hoca, Beden Dili dersi vermek için gelmişti, onu biliyorum. Ama tiyatro okullarının yerli hocalarımızla verilen bir ders programı yok. Bir eksiklik bence …

G.Üstüntaş- Dostlar tiyatrosunu ne zaman kurdunuz

Genco –                   1969 da kurdum , Ondan önce Genç oyuncularda Amatör olarak başladım Keloğlanı, sözsüz olarak oynadım.1959 da ilk profesyonel oyunculuğa Kenter Tiyatrosunda başladım iki buçuk yıl çalıştım, sonra Asaf Çiğiltepe’nin Arena tiyatrosuna geçtim, Arena, Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) nun babasıdır. Aslan Asker Şvayk’ı oynadım orada. İki yılda Engin- Gülriz Cezzar Tiyatrosunda oynadım. Askerliğim sırasında AST’ta üç yıl oynadım. Bir Delinin Hatıra Defteri, ArturoUi’nin Yükselişi, Durdurun Dünyayı İnecek Var. Sonra da Dostları kurdum.

G.Üstüntaş-          Dostlar’ın ilk yıllarında eğitim çalışması yaptınız değil mi?

Genco-  Evet, yedi yıl eğitim çalışması yaptık, çok iyi bir eğitmen kadromuz vardı, Mehmet Akan, Arif Erkin, Macit Koper, Günay Akarsu gibi…

G.Üstüntaş – Peki, o kurslardan yetişen oyuncuları tanıyor muyuz?

Genco –                   Yavuzer Çetinkaya, Meral Çetinkaya, Ulvi Alacakaptan (sonradan siyasi görüşü bize ters düştü) Gülümser Gülhan gibi…

G.Üstüntaş-          Eğitim çalışmanız neden devam etmedi ?

Genco-  Devamlı kadrosu olan bir yeri uzun süre götürmeniz çok zor. İflasın eşiğine gelmiştik. Prodüksiyon biçiminde tiyatro yapmak daha doğru olacaktı. Oynadığınız oyuna göre kadro oluşturacaksınız, bittiğinde oyuncu sizden ayrılacak, yeni oyunda yeni oyuncular gelecek ya da diğer arkadaşların bir kısmıyla devam edeceksiniz. Genelde aynı oyuncularla oynamayı tercih ettik tabii. Bir de sürekli oyun oynayınca, kursları devam ettirmek zaman bakımından zorlaştı.

G.Üstüntaş- Yazık olmuş. Ama sizin tiyatro okullarında eğitmen olmanız gerekmiyor mu?

Genco-  Evet bunu çokları söylüyor. Olabilirdi tabii… ama bu sorumluluğu taşıyamazdım. Bizim altı ayımız turnede geçiyor. Zaman meselesi. Belli zamanlarda seminerler olabilir belki. Ama bir tesellim var, bizim oyunlarımız bir okul gibi oldu. Yeni başlayanlar birkaç oyun oynadıklarında bir eğitimden geçmiş kadar oluyorlar.

G.Üstüntaş –         Siz sinema da yaptınız, ödüller aldınız…

Genco-  Evet, 1982 yılında başladım, on üç yılda dört film yaptım, aslında fazla değil. iki kez Altın Portakal aldım. Nitelikli filmlerdi. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen hala yurt içinde yurt dışında Türk sinemasını tanıtan haftalara,ya da etkinlik düzenlendiğinde benim üç filmim gidiyor , bazen ben de katılıyorum.

G.Üstüntaş- Hangi filmler bunlar ?

Genco-  “At”, “Faize Hücum”, “Hakkari’de Bir Mevsim”, ” Camdan Kalp” .

G.Üstüntaş-          Siz komediye yatkın bir oyuncusunuz ama pek fazla komedi oyunu oynamıyorsunuz değil mi?

Genco-  Ben komedi oynamayı çok seviyorum ve komediye yatkınım. Çok ciddi oyunlarda bile komedi unsurlarını bulup çıkarıyorum. Çok oynamıyoruz belki ama,”Azizname”yi oynadık ,”Abdülcanbaz”’ı oynadık.”Bay Puntila veUşağı Matti” pek komedi değil ama yine mizah ağırlıklı yönleri var ,onu çıkarmıştık ortaya.

G.Üstüntaş- Ülkemizde 80 li yıllardan sonra kabare ile komedi yaygınlaştı, bunun yanında sulu komedilerde çıktı ortaya, ne diyorsunuz?

Genco-  Çok doğal karşılıyorum. Bizim geleneğimiz komedi üzerine kurulmuş.Ülkemizde, Köy Seyirlik oyunları, Orta Oyunu, Karagöz, komedi ağırlıklı türlerdir. Bunlar kendi toprağımızın yarattığı oyunlardır ve komedidir. Bizde dram geleneği yoktur, batıdan gelmiş, meşrutiyet döneminde ve geç gelmiştir.

G.Üstüntaş -Şimdilerde daha çok kabare tiyatrosu yapılıyor, bunlar nitelikli olduğunda güzel elbette ama bazen oldukça sulu yapılıyor, sanki sadece eğlence olsun diye.

Genco-  Dikkat ederseniz orta oyunu da öyledir kabadır, belden aşağıdır, müstehcendir ama halkımız bundan hoşlanır.Ben karşı değilim ancak tiyatroyu tamamen kaplamış olmasına karşıyım. Onun dışında daha ciddi tiyatrolar olabilir, iyi politik oyunlar olabilir, bunlar var elbet ama sayıları gittikçe azalıyor. Tiyatroyu ve televizyon dünyasını sadece kabare tiyatrosu sarıyor.

G.Üstüntaş-             Tiyatroyu sadece eğlence olarak düşünmek istemiyorum. Salondan bir şeyler almış olarak çıkmak değil midir esas olan.

Genco-  Evet ama tiyatro hiçbir zaman bir konferans ta değil. İnsanın kafasına vura vura bir şeyler öğretemezsiniz ama eğlendirerek öğretebilirsiniz.

G.Üstüntaş-   Ülkemizde tiyatro altın yılını ne zaman yaşadı sizce?

Genco      Bence 60 lı yıllarda…27 Mayıs Anayasasının getirdiği özgürlük ortamında, o güne kadar yasaklı olan düşüncelerin serbest kaldığı dönemde ve ödenekli tiyatroların biraz tutucu ve çağ dışı kaldığı dönemde, yepyeni bir özel tiyatro hareketi başladı. Ama nerdeyse tiyatro enflasyonu oldu. Çünkü, her köşe başında bir tiyatro açıldı o da biraz fazlaydı, çünkü topluluklar parçalandığından değer kaybetti.

G.Üstüntaş –       O yıllar da biraz fazla politize oldu diyebilir miyiz ?

Genco – Evet, sanatla düşünceyi, politikayı dengelemek çok önemli

G.Üstüntaş-          Bazen de sloganlaştı…

Genco-     Evet sanatla, politika sloganlaştığı yerde kaybetti zaten.

G.Üstüntaş-          Bu güne bakarsak ne durumda?

Genco-  Bu güne bakarsak mutlu olabileceğimiz yönleri var.Çünkü artık Türkiye’de tiyatro değişti, artık yalnız söze dayanmıyor, Vücut anlatımı, yeni anlatım biçimleri olması gerekiyor.Yeni yönetmenler,yeni genç topluluklar, özellikle İstanbul ‘da bunlar yeni anlatım biçimlerini araştırıyorlar, denemeler yapıyorlar, bildiğimiz anlayışın ötesine geçmeye çalışıyorlar. Bunlar umut verici gelişmeler. Bunun dışında umut kırıcı gelişmelerde oluyor tabi, çoğu kabare tiyatrosu adı altında, fındık fıstık eğlence biçimi işlerle meşgul oluyor, veya geri kalmış, kendi kendini tekrar eder olmuş,fosilleşmiş bir tiyatro .

G.Üstüntaş- Bizde tiyatro oyunculuğu nasıl? Yani tiyatro eğitim kurumları yeterli mi?

Genco-  İkisini birbirinden ayırmak gerekir. Aslında oyuncu var, gerçekten   çok iyi bir potansiyel var. Ben Türk insanının tiyatroya çok yatkın olduğunu, pek çoklarının doğal oyunculuk yeteneği olduğunu düşünüyorum. Bu gün Türk tiyatrosunda kalburüstü gördüğümüz insanların eğer dil engeli olmasa dünyanın her yerinde sahneye çıkıp oranın, en iyi oyuncularıyla boy ölçüşebilecek durumda olduklarını düşünüyorum.

G.Üstüntaş-          Eğitim sistemine gelirsek

Genco-  Eğitim sistemimizin çok iyi olduğu söylenemez. Milli eğitim sistemimiz nasıl bozuksa,tiyatro eğitimimizin de yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bizim konservatuarımıza, cumhuriyetin ilk yıllarında, Almanya’dan çok usta bir tiyatro adamı gelmiş, Karl Ebert…tiyatroyu kurmuş ve o dönemin en yeni tekniklerini getirmiş uygulamış, çok iyi bir öğrenci yetiştirmiş ve gitmiş. Şimdi Karl Ebert’in yetiştirdiği öğrenciler, diğerlerini yetiştirmiş, ondan sonra gelenler diğerlerini … yedi kuşak Karl Ebert’in öğrettiklerini birbirine aynı yöntemle aktarmış. O arada dünya tiyatrosunda neler olmuş bitmiş, neler değişmiş, bir Amerikan tiyatrosu, bir uyumsuz tiyatro, bir Brecht tiyatrosu v.s olmuş,   Bizim tiyatro hep aynı yerde kalmış. Yeniliklere açık değil bizim sistemimiz.

G.Üstüntaş-          Tiyatroda evrensellik nedir ?

Genco-  Aslında, tiyatro ya da herhangi bir sanat, evrensel olacağım diye uğraşmaz bence, eğer tüm insanlara özgü değerleri yakalayabilmişse, bu anlatılan, yerel bir konu da olabilir, ama bütün insanları ilgilendirebilecek, bütün insanların ortak yanını, değerlerini yakalayabilmişse, işte; Nazım Hikmet Arhavili İsmail de Karadeniz insanını , Karayılan’la Antep insanını anlatıyor. Yaşar Kemal yıllarca sadece Adana’yı anlatır kitaplarında ama bütün dünya dillerine çevrildi, her yerde okunuyor. Marquez Latin Amerikalı yazar ama bütün dünya dillerine çevrildi. Öyle ben evrensel olacağım diye uğraşmaz kimse, sadece kendi insanını, işçisini tanıtmaya, tanımaya ve yansıtmaya çalışmış. İnsan her yerde aynı. İnsanı ve topluluğu, insanlar arasındaki ilişkiyi doğru saptayıp aktarabilmek önemli olan.

G.Üstüntaş-   Bizim evrensel olan yazarımız var mı?

Genco-  Belki dil engeli mazeret olarak gösterilebilir ama şu anda görünen o ki Türk oyunu, yabancı ülkelerde bir elin parmaklarını geçmez. Haldun Taner’in , Güngör Dilmen’in oyunları çevrildi , ama yaygınlaşmadı. Demek ki henüz sesimizi duyuracak kıvama gelemedik.

G.Üstüntaş –   Sinema mı tiyatro mu uluslararasında daha başarılı?

Genco-  Sinema daha çok uluslararası başarı elde etti. Şanslı aslında, festivallerde ödüller kazandı. Festivallerde özellikle seslendirme istemiyorlar, orijinali istiyorlar, alt yazıyla geçiyorlar. Şimdi tiyatroda da böyle bir yöntem kullanılıyor, üst yazıyla geçiyor konuşmalar, bir sahneye bir yukarıya bakıyorsunuz yani.

G.Üstüntaş- Siz çocuk tiyatrosu yapmıyorsunuz

Genco –   Amatörlük yıllarımda, keloğlan gibi çocuklara yönelik gösterilerimiz oldu. Genç Oyuncularla, ilk turne kültür ve Sanat festivallini 1968 de Erdek’de gerçekleştirmiştik, ama onlar çok gerilerde kaldı, hatta orada çocuklarla birlikte kendi yazdığım masalı çalışmıştık. Ben üniversitede psikoloji okudum. Çocuk Tiyatrosu’nun ayrı bir uzmanlık alanı olduğunu düşünüyorum. Bizde çok kolaya, hafife alındığını görüyorum .O alana saygımdan dolayı yaklaşmak istemiyorum. İşi uzmanlarına bırakmak en doğrusu. İşimizin yoğunluğu bakımından biraz vaktimiz de olmuyor.

G.Üstüntaş-   Yeni sezon için projeleriniz vardır sanırım.

Genco-  Evet on yıl önce sahnelediğimiz “Yalınayak Sokrates” oyununu tekrar ele almayı düşünüyorum. Bayağı kuşak değişti, seyircimizin yüzde altmışı gençlerden oluşuyor.

G.Üstüntaş –   Tekrarlara karşı değilsiniz ?

Genco-  Değilim, çünkü kuşaklar değişiyor, aradan zaman geçmiş oluyor, bir de olduğu gibi değil de yeni bir yorumla, yeni anlayışla ele alınması gerektiğini düşünüyorum Mesela, otuz yılda, “Bir Delinin Hatıra Defteri” ni üç kez sahneledim ama değişik bir yorumla ,değişik bir anlayışla ,değişik dekorla ele aldım. İnsanın değer verdiği yapıtlara belli bir zaman sonra taze bir gözle bakabilmesi, arada yaşanmış olayların gözüyle, ona yeni bir yorum getirebilmesi, yeni kuşaklara tanıtması yararlı olur diye düşünüyorum. Yine Mehmet Ulusoy la, Fransa’da bir projemiz olacak. Hem Fransa’da hem Türkiye de, nerede oynuyorsak oranın diliyle oynayacağız.

G.Üstüntaş- Dostlar Tiyatrosu projelerini oluştururken,oyunlarınızın seçimini siz mi yapıyorsunuz ?

Genco-  Dostlar tiyatrosu deyince belli bir teknik ve idari kadronun dışında oyuncu ve yönetmen olarak bir ben sürekli varım. Dolayısıyla ben karar veriyorum. Tabii dostlarla da konuşuyoruz. Oyuncu alırken, yıllarca çalıştığımız arkadaşlara teklif gidiyor, öncelik onlarındır, çünkü birbirimiz tanıyoruz, onlarla daha kolay daha verimli çalışırız.

G.Üstüntaş-          Yerli oyunlara pek ağırlık vermiyorsunuz gibi

Genco-  Vasıf Öngören’in”Asiye Nasıl Kurtulur”, Bilgesu Erenus’un “Ortak” , “İkili Oyun”, Başar Sabuncu’nun, “Zemberek”,.. “Abdülcanbaz”, ” Azizname” gibi oyunları oynadık.

G.Üstüntaş-          Son zamanlarda , tek kişilik oyunlara yöneldiniz , nedenleri ekonomi ya da kalabalık oyunların zorluğu olabilir mi?

Genco-                   Daha pratik bir nedeni var bunun , Fransa’daki oyunum sürdüğü için,üç ay orada üç ay burada olduğumdan. Yine zaman sorunu çıkıyor karşımıza.

G.Üstüntaş-          Sayın Genco Erkal, konuğum olduğunuz için, çok teşekkür ediyorum. Buradan sonra turneniz devam edecek , kolay gelsin, sağlıkla diyorum.

Genco-  Teşekkür ederim.