ANTALYA ŞEHİR TİYATROSU; ÇOCUK VE KUKLA OYUNLARI HAKKINDA…

Çocuk Tiyatrosu kavramı, çocukların birey olarak kabul edilmesiyle anlam kazanır. Çocuk, ailesinden başlayarak var olduğu toplumun bilgi, deneyim ve değerlerine göre biçimlenmektedir. Bu açıdan baktığımızda çocuğun her türlü gelişim ve değişim sürecini yetişkinler şekillendirir. Yetişkinler, çocuk ile yaşam arasında bir köprüdür. Bu yüzden, çocuklar dolaylı ya da dolaysız olarak, toplumun kültürü ile büyür. Çocuk bir bakıma yetişkinlerin yansımasıdır. Sanatsal süreklilik, doğal olarak toplumu şekillendiren kültüre dönüşür. O yüzden çocuklar için yapılan her türlü sanat, geleceğin toplumsal kültürüne yatırımdır. Bu açıdan baktığımızda; tiyatro çocuğun gelişimi için kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Tiyatro, tüm sanat dallarını içinde barındırdığı için, çocuğun estetik ve yaşamsal bakış açısının oluşmasında önemli rol oynar. Çocuğun geleceği için tiyatro, tiyatronun geleceği için de çocuk önemlidir. Hemen aklımıza “ihtiyacı karşılayan çocuk tiyatrosu nasıl olmalıdır” sorusu geliyor. Oyun sorunsalından daha önemli olanın, sanatsal ve estetik yanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü çocuk, oyunda sanatın tüm dallarını ( müzik, resim, heykel, seramik, yer yer sinema) göreceği için, en iyisini görmeli ki, fantastik dünyası gelişsin. Görsel zekâsı, sanatsal süreçten beslensin. Çocuk özgür olsun, dürüst olsun. Sonra öğretici olmalı, bilinmeyeni öğrenme ve hayal etme sürecini beslemeli. Oyun izlerken oluşan sorulara oyunun içinde cevap vermeli. Deneme yanılma yoluyla da olsa, çocuğu bir sonuca sürüklemeli. Özellikle bu sonuçta, eleştirel bakışı yakalayarak, sanatın kültürel süreci oluşur. Çocuk bu sayede yapıcı olmanın gücünü kazanır. Kendinden yola çıkarak, bir sonuca varır. Bu sonuca karşı benim sonucum farklı diyebilmeli. Yetişkin olarak çocuk tiyatrosuna bu açıdan bakmaktayım. İzlediğim tüm oyunları bu bakış açısıyla izliyorum. “İşte yaptık oldu” oyunları asla kabul etmiyorum.

Antalya Şehir Tiyatrosu’nun (AŞT) Çocuk ve Gençlik Oyunları Birimi ve Kukla Birimi’nin oyunlarından bahsetmek istiyorum. Antalya Şehir Tiyatrosu’na oyun izlemek için ikinci defa konuk oluyorum. AŞT, çocuk tiyatrosu konusunda çok titiz davranıyor. Çocuk biriminin yanında kukla biriminin de kurulmasını önemsiyorum. AŞT’nin Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Özgür yeni kurulan kukla biriminde yapılacak çalışmaları büyük bir heyecanla anlattı. İlk başta çok güzel bir kukla atölyesi kurulacak. Ardından Kukla Festivali ve ardı ardına gelen birçok çalışmalar… Mehmet Özgür kukla birimini anlatırken, kendimi ustamız Hayali Alpay Ekler’in kukla derslerinde hissettim. Çocuk tiyatrosunda kuklanın ne kadar önemli olduğunu hocamızdan öğrenmiştim.

Çocuklar 7-8 yaşlarına kadar animistik düşünür. Yani cansız varlıkları canlı gibi algılar. Oyuncak köpeğini, tavşanını, bebeğini duyuyor, düşünüyor zanneder. Onlarla konuşur. Kendi kafasında canlandırdığı cevapları o cansız nesneden geliyor zanneder. Ona soru sorar, bizzat çocuğun kendisi cevaplar. Ama karşıdan cevap gelmiş gibi hisseder.
Çocuk kuklaları ve Karagöz tiplerini de oyun başlayınca saniyeler içinde gerçek canlılar olarak algılar. Diyelim ki Karagöz oynatırken, oyuncu-Hacivat olarak- çocuklara “Karagöz’ü çağıralım mı?” dediğinde çocuklar hep bir ağızdan “eveeeeeetttt” derken aslında oyuncuyu değil, canlı olarak kabul ettikleri Hacivat’ı yanıtlar. Ayrıca o yıllarda çocuklar soyut düşünce yerine somut düşünce temelli düşündüklerinden, sahnede oynatıcıyı görseler bile oynatıcıyı da derhal unutur ya da yok sayarak oyunun dünyasına girerler. Bu yüzden kuklanın ve gölge oyunlarının, çocukların yaratıcı dünyasında gizil bir gücü vardır. Kukla oyunları eğlenirken öğrenmeyi sağlar. Çocuğun eleştirel yanını geliştirir ve kişiliğinin oluşmasına katkı sağlar. Cansızdır ama çocuk onu kendi dünyasında canlandırır ve yaşamının bir parçası haline getirir.

Bu açıdan Antalya Şehir Tiyatrosu’nun; tiyatronun geleceği adına çok önemli bir çalışma gerçekleştirdiğine inananlardanım. AŞT’nin oyunlarını farklı bir heyecanla izlemeye başladım.

Hans Christian Andersen’in “İmparatorun Yeni Elbiseleri” adlı masalından “Jacques S. Matthiessen” tarafından sahneye uyarlanan “Elbise Var İnsan Yok, İnsan Var Elbise Yok” 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap eden bir kukla oyunuydu. Kukla yapan ve kukla ile uğraşan birisi olarak çocuğun animistik dünyasına ne kadar hizmet ettiğine bakıyorum. Ayrıca, oyundaki karakterlerin, kuklanın doğal yapısına nasıl adapte olduğuna da çok dikkat ederim. Kuklaların mimik ve tavırlarının olay örgüsüne göre şekillenmesi gerekir. Bu mimik ve tavırlar sayesinde kuklalar; izleyiciye canlı insan gibi duygu geçişleri sağlar.

Oyuna bu açıdan baktığımda kuklaların çok nitelikli oynatıldığını düşünüyorum. Çocuklar oyuna farkında olmadan doğal olarak giriyorlar. Hatta tavırlar ve duygu geçişleri çok temiz olduğu için, çocuklar bir anda oyunun parçası oluyorlar. Kuklaların tavırlarına tepki veriyorlar.

İzlediğim kuklaların diğer bir özelliği ise, kullanılmış malzemelerden yapılmış olmasıydı. Gövdeler konserve kutularından, kafalar gazete kâğıdındandı. Herkesin bir oyuncağı olabilir. Yeter ki isteyelim. Geri dönüşüm malzemelerinden yapılan kuklalar benim içimi ısıttı. İşte yaratıcı sanat süreci böyle yapılmalı. Çok büyük paralarla değil, sevgiyle yapılan sanat değerli benim için. O açıdan baktığımda oldukça nitelikli bir iş izlediğimi söylemek isterim. Yönetmenin temiz rejisinin izleyenlere geçmesini başarılı buluyorum. Doğruyu söylemek gerekirse; İstanbul’da bu tarzda kukla oyunu izlemedim. Uluslar arası kukla festivalinde izlediğim oyunlar bile nitelik açısından oldukça zayıf. Antalya’da izlediğim kukla oyunu hem çocuklara hem de büyüklere hitap ediyor. Müziğin ritmiyle hareket eden kuklalara bir anda duygu yükleniyor. Duygulara tavırlar da eklenince güzel bir oyun izliyoruz. Yönetmen didaktik olmayan bir oyun ortaya koymayı başarırken, evrensel bir niteliği de yakalamış. Dekorun kullanışlı olması, hatta dekorun çocukların dünyasına, farklı düşünme çabasıyla katkı sunmasını da beğendim. Ne demek istediğimi biraz daha açmak isterim: Dekor kocaman kapalı bir sandık kutu. Kapaklar açıldıkça dekor farklılaşıyor ve kutu oyunun dekoru haline geliyor. Bir kapak kapatılıp diğer kapak açıldığı an ise, farklı sahnenin oyun dekoru haline geliyor. Oyunun konusunun yanında, dekoru da çocukların analitik ve yaratıcı zekâsına katkı sunuyor. Böylelikle çocuk sürprizlere açık oluyor. Sorunların farklı çözümleri olacağını öğreniyor.

 

KÜNYE

Elbise Var İnsan Yok, İnsan Var Elbise Yok 

YAZAN: Hans Christian Andersen

YÖNETEN: Jacques Matthiessen

DEKOR&KUKLA TASARIM:Issa Ouedraogo

MÜZİK TASARIM:İhsan Kılavuz

PROJE BAŞKANI: Yunus Derli

KUKLABAZLAR

İlker Alemdar

Burak Günsayar

Soner Akçay

Fatma Çisem Alemdar

Nazlı Selin Yaykın

 

Farklı (Çirkin Ördek Yavrusu)

İkinci izlediğimiz kukla oyunu ise “Farklı”, hepimizin bildiği ismiyle “Çirkin Ördek Yavrusu” adlı oyun oldu. Müziği, kostümü ve oyunculuklarıyla oyunun oryantalist bakış açısını yansıtan avangart bir iş olduğunu söylemek isterim. Hiç söz yok, sadece müziğin eşlik ettiği hareketler ve kuklalar var. “Farklı” alıştığımız hikâyenin dışına çıkarak seyirciye ışık oyunları eşliğinde, görsel açıdan güçlü bir kesit sunuyor. Bilinen öyküyü maddesel gerçeklikten uzaklaştırıp, soyut bir dünyaya yönlendirerek insan kalbine inen süreci yaşatıyor. Bu açıdan dekor, ışık ve müzik çok etkiliyor. Lakin oyun oryantalist bir yapı üzerine kurulunca kostüm gizemli bir hal alıyor ve müzik buna eşlik ediyor. Yönetmen oyunu black out yöntemiyle sahnelemeyi tercih etmiş. Oyunun adı gibi birçok farklılığın, oyunun anlaşılmasına nasıl katkı sağladığını, oyunu izlerken düşündüm durdum. Oryantalist yoruma neden gerek duydu? Bu açıdan baktığımızda, oyunun ne bizden, ne de yönetmenin geldiği dünyadan olduğunu düşünüyorum. Kuklaların daha belirgin ve anlaşılır olması gerekirdi. Sonuçta çocuk oyunlarının belirli kıstasları olması gerekir. Çocuğun hayal dünyasına güvenelim ama hayal dünyasına geçiş sürecini sağlam yorumlarla destekleyelim. Ne didaktik olalım ne de her şeyi onların algısına bırakalım. İşlevsel sürecini anlaşılır kılmamız gerekir. Müzik ve hareket düzeni olayı anlatmaya yetmemiş. Hikâyeyi algılayamıyoruz. Kuklalardan ziyade oyuncuların üzerine kurulu bir oyun gibi olmuş. Avangart çocuk oyunu örneği diyebiliriz. Çocuk tiyatrosu olarak beden dilinin kullanılmasını sevdim. Çocuğun tarafsız kalarak kendi düşünce dünyasının güçlenmesini sağlıyor. Ayrıca evrensel bir dil oluşuyor. Ama konu bütünlüğünün anlaşılmamasını ise sevmedim. Oryantalist bakışın oyuna zarar verdiğini düşünüyorum.

 

KÜNYE

Farklı (kukla oyunu / 5+ )

Yazan: Hans Christian Andersen

Yöneten: Martynas Lukosios

Dekor&Kukla Tasarım: Martynas Lukosios

Müzik Direktörü: İhsan Kılavuz

Müzik Tasarım & Uygulama: Burcu Zeren / Duygu Dikmen

Proje Başkanı: Asaf Doğan

Reji Asistanı: Hüseyin Atav

KUKLABAZLAR

İlker Alemdar

Burak Günsayar

Soner Akçay

Fatma Çisem Alemdar

Nazlı Selin Yaykın

 

OKYANUSTA SU DAMLASI GİBİ

Antalya Şehir Tiyatrolarında çocuk oyunu olarak son izlediğim oyun “Okyanusta Bir Su Damlası Gibi” adlı oyun oldu. Oyun her sene okyanusu geçen kuşlar misali, daha iyi hayat için denizi geçmek isteyen beş adam hakkındaki trajik- komik sözsüz bir performans. Her zamanki gibi, işler planlanan şekilde yürümez ve geçirdikleri bir kaza sonucu kendilerini ıssız bir adada, belanın içinde, yalnız ve yardımsız bir halde bulurlar. Bu zor durumda birbirlerine yardım etmekten başka çareleri yoktur. Ancak birbirinden farklı beş adamın bunu yapması çok kolay olmayacaktır.

Oyunun yazarı ve Yönetmeni Jacques Mattihiessen. Hem yazar hem de yönetmen olunca oyuna çok hâkim olabiliyor. Yönetmen sözsüz oyunun tüm özelliklerini net kullanmayı tercih etmiş. Beden objeyi keşfetme sürecine girerek, olayı anlatma yolunu seçiyor. Deneme yanılma yoluyla süreç işliyor. Çocukların kavramları keşfetme sürecine katkı sağlıyor. Oyunun konusu günümüz dünyasının en büyük sorunu olan göç. Göç konusunun çocuk oyunu olarak sahnelenmesini destekliyorum. Bu sorunun sözlere bağlı kalmayarak işlenmesi oyunu daha güçlendiriyor. Dramatik alt yapısı zayıf, farklı beş insanı net göremiyoruz. Neden göç ettiklerini de net göremiyoruz. Çizgili kostümler hapishaneden kaçma imajı veriyor. Biz yetişkinler çocukluk dönemimizin çizgi filmlerini izlediğimiz için algılıyoruz. Günümüzün çocuğu net olarak anlar mı? Açıkçası net bir cevap veremiyorum. Başka bir açıdan baktığımız zaman, aynı; ama farklı kostümler; farklıyız ama aynıyız imajı da veriyor. Kostümlere bu açıdan baktığımız zaman anlam kazanıyor. Tercih edilen yorumların daha açık ve anlaşılır olmasını isterdim. Ayrıca okyanusu aşıp kurtulanların geri dönme durumları, yine oryantalist bir bakış açısını yansıtıyor. İnsanlığın eşitliğine katkı sağlamıyor.

KÜNYE

OKYANUSTA BİR SU DAMLASI GİBİ

YAZAN – YÖNETEN:JACQUES MATTHIESSEN

PROJE BAŞKANI:BAŞAK ÖZYÖNÜM

REJİ ASİSTANI:HARUN DAĞAŞAN

OYUNCULAR

ANIL ŞEREFLİOĞLU

SELİM TURGAY DELİ

ÇAĞDAŞ ÇOBANOĞLU

ERHAN ÖZDEMİR

İNANÇ TARTAN

MÜZİSYEN:ABDULLAH TÜRKAY UZUN

MÜZİK DİREKTÖRÜ:İHSAN KILAVUZ

DEKOR TASARIM:MUSA ÖÇAL

KOSTÜM TASARIM:GİZEM KARASU

 

Antalya Şehir Tiyatrosu’nda izlediğim üç çocuk oyunun ortak bir yanı, günümüzün sorunlarına çocuk tiyatrosuyla bakmaları. Sorunların farkında olan çocuklarımızın çözümleri daha barışçıl ve kalıcı olması açısından çok değerli örnekler. Dünyanın sorunu bizim sorunumuz, herkesin yani çocuklarımızın sorunu. O zaman onların sorunu kavramaları tiyatro ile olduğu için Antalyalı çocuklar çok şanslılar. Üç oyunun diğer ortak yönü ise, yönetmenlerinin yabancı olmasıdır. Yabancı yönetmenler, oyunlarında evrensel dili yakalıyorlar. Sahneleme tekniği ve oyunlara yaklaşımlarını görmemiz açısından da çok önemli örnekler olduğunu söylemek isterim.

İyi seyirler…