Para İçin Babasını Satanlar

para para para
ille de para para para
varlığı bir dert
yokluğu yara 

Ünlü müzisyenimiz Şanar Yurdatapan’ın hepimizin bildiği meşhur şarkısından bir dörtlükle giriş yapmak istedim. Antalya Şehir Tiyatrosu Gala Günleri dolayısıyla bulunduğumuz Antalya’da Necip Fazıl Kısakürek’in “Para” oyununu izledik.

Turizm başkentimizde, kültürel olarak Altın Portakal Film Festivali, Uluslararası Piyano Festivali gibi etkinliklerin yanısıra gümbür gümbür gelen – ve hatta uluslararası boyuta taşınacak olan- bir tiyatro festivalimizin doğacağını hissediyorum. Birkaç günlük izlenimlerim, yönetmeninden ışık teknisyenine, dekor işçisinden sahne amirine kadar tiyatroya emek ve katkı veren tüm paydaşlara ve bu işi asıl değerlendiren izleyicilere baktığımda bu temiz enerjiyi ve sevgiyi hissettim. Öncelikle başta Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Özgür olmak üzere tüm Antalya Şehir Tiyatrosu ekibine hem konukseverliklerinden, hem de Türk Tiyatrosu’na katkılarından dolayı sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Oyun öncesinde yerlerimizi almadan evvel, tiyatro binasının girişinde harika bir mapping gösterisi izledik. Sonradan öğrendiğimize göre iki kafadar ve çalışkan arkadaş Cem Çimrin ve Cem Cimrin’in geceli gündüzlü çalışması sonucu ortaya çıkmış ( isimler aynı, soyisimleri birisi ‘C’, diğeri ‘Ç’, aman karıştırmayalım).

Bu tarz işlerde zor olan ilk adımı atmak ve ilk eseri ortaya koymaktır. Gerek estetik olarak çok hoş, gerekse daha çok izleyicinin tiyatroyla buluşması için oldukça keyif verici ve katkı sunan bu çalışmanın müteakip oyunlar için de yapılması temennimdir.

Şehir tiyatrosunun salonu ne çok büyük, ne çok küçük. Bana göre ideal kapasitede. Arka sıralarda dahi otursanız hem akustik, hem de görünürlük açısından izleyiciye sıkıntı yaratmayacak bir salon. Beşinci sıradaki yerime yerleşirken bir tiyatro insanı olarak ilk baktığım şey oyunun dekoru oldu. Hafif eğim verilmiş yuvarlak bir platform üzerine çizilmiş harika bir resim ve arkasında farklı boyutlarda perdeler… Oyunun dekoru genç ve başarılı tasarımcı Emre Satı‘ya ait.

Oyunun Necip Fazıl’a ait olması açıkçası biraz önyargıya sebep olsa da yine de “acaba nasıl bir yorum, nasıl bir oyunculuk ve reji olacak” diye merakla bekliyoruz. İlk başlardaki uzun tiratlar biraz sıkıcı. Öğrendiğimiz kadarıyla yazarın varislerinin piyesin dilinde sadeleşmeye müsade etmemesi, hem oyuncuların hem de izleyicinin işini biraz zorlaştırıyor. Ancak kısa bir süre sonra, oyun akışkan hale geliyor. Dekor, ışık ve müzikler oyunun bütününe çok güzel hizmet ediyor. Hafif rampalı olan dekor, asıl sahnelerin vurgulanmasında uygun bir platform oluştururken, arka tarafta kullanılan perdeler ve ışık ile birlikte sahneye bir derinlik kazandırıyor. Işığın kullanımındaki özeni özellikle ifade etmeliyim. Sahneler arasındaki geçişlere olduğu kadar, ışıkla çizilen dekora da (ağaçlar, yollar,v.s..) çok büyük emek harcanmış. Antalya Şehir Tiyatrosu’nun en hoşuma giden özelliklerinden birisi de kadrolu bir orkestrasının olması.Çocuk ve yetişkin hemen her oyunda yer alan orkestra, tiyatroda müziğin kullanımı açısından ciddi bir deneyim elde ettiğinden ve hep daha iyiye doğru gideceğinden kuşkum yok.  Orkestranın maestroluğunu Duygu Dikmen gibi genç ve yetenekli bir kadın piyanistin yapıyor olması ayrıca gurur verici. Bu oyunda müzik, oyunu monotonluktan uzaklaştıran, duruma göre bağlantılar kuran ve izleyiciyi duygu dünyasına gömülmeden sorgulatacak şekilde “yabancılaştırma etkisi” yaratan bir tarzda kullanılmış. Oyun bittiğinde müziklerinden pek birşey aklımızda kalmıyor.

Oyunun konusuna gelince; paranın yozlaştırıcı etkisi farklı bir kurguyla anlatılmış. Olaylar ve durumlar mekandan bağımsız bir şekilde ele alınmış. Öyle ki oyunun ana konusu olan paranın bir birimi de yok. Sadece nicel büyüklüğü betimleniyor. Oyundaki karakterlerin ve tiplerin isimleri de yok. Metnin bu özelliği, verilmek istenen mesaja evrensellik katması açısından önemli bir unsur (yalnız arada kullanılan “kuruş” kelimeleri olmasa daha da iyi olurmuş). Herşeyi, herkesi parayla satın alan, “herkesin bir bedeli vardır” mantığındaki bir banka patronunun oyunun sonunda ektiğini biçmesiyle sonuçlanan bir süreç. Sevgisizlik eken banka patronunun, kendi kazdığı kuyuya düşmesi, hayata ve insanlara vermediği sevgiyi alamıyor olması gayet tabi, ama bir o kadar da hazin…

Oyuncuların minimalistik oyunculuğu, başrol oyuncusunun(dizilerden de iyi tanıdığımız Temel Tekin) oyunu dozunda tırmandırması ve diğer oyunculukları ezmeden ama oyunu da sürükleyen tarzı var. Özellikle çaba gösterilmemiş olmasına rağmen, başrol oyuncusunun oyunun yazarı Necip Fazıl’a olan fiziksel benzerliği de hoş bir sürpriz. Diğer oyuncuların sözlerden ziyade jestleri (örneğin anne rolündeki Safinaz Özgür‘ün, hususi katip Osman Kot‘un, casus Yunus Derli‘nin veya oğlu rolündeki Selim Turgay Deli‘nin oyunculukları), özellikle metres rolünü oynayan kadın oyuncunun(Ayşe Sinem Korola) sıfırdan başlayarak zaman içerisinde zekasını ve dişiliğini kullanarak tüm aileyi avucunun içine alması sürükleyici unsurlardan.

Brechtyen tarzda bir rejiyle ele alınmış olan oyunda minimal dekor kullanımı, sebep sonuç ilişkisi, aynı oyuncunun birden fazla karakteri oynaması, bir müzikal ya da müzikli oyun olmamasına rağmen orkestranın görünür vaziyette konumlanması, kullanılan müzikler; izleyicinin yoğun bir duygusallığa girmeden para ve insan ilişkisini sorgulamasını sağlıyor. Oyuna akışkanlık sağlayan önemli unsurlardan birisi de dans ve koreografiler ki bale sanatçısı Meltem Yorulmaz imzasını taşıyor. Yönetmenin piyesi anlayıp kendine göre farklı bir tarzda oyunu kurgulaması ve oyunu oluşturan tüm bileşenleri etkili bir şekilde kullanması başarılı bir sonuç ortaya çıkarmış.

Tiyatrodan ziyade bir sinema filmine daha uygun olabileceğini düşündüğüm metin, başarılı bir reji, dekor, ışık, müzik, kostüm, iyi çalışılmış oyunculuklar ve sıkı bir ekip çalışmasıyla bir çırpıda izlenilen bir oyuna dönüşmüş. Başta oyunun yönetmeni Özer Tunca olmak üzere tüm ekibin ellerine ve emeğine sağlık!

Künye:

YAZAR: Necip Fazıl Kısakürek

YÖNETMEN: Özer Tunca

MÜZİK: Oktay Köseoğlu

DEKOR TASARIM: Emre Satı

KOSTÜM TASARIM: Dilek Kaplan

IŞIK: Ersen Tunççekiç

DANS&KOREOGRAFİ: Meltem Yorulmaz

PROJE BAŞKANI: Hasibe Özgür

DRAMATURG: Orhan Karataş

YÖNETMEN YARDIMCISI: Ruteba Tatlı

OYUNCULAR

O: Tekin Temel

Benzeri: Tekin Temel

Hususi Katibi: Osman Kot

Hademesi: Recep Kamiloğlu

Casusu: Yunus Derli

Kadın Müşterisi: Safinaz Özgür

Kadın Müşterisinin Kızı: Ayşe Sinem Korola

Oğlu: Selim Turgay Deli

Karısı: Pınar Boyar

Kızı: Sencan Köymen

Kızının Nişanlısı: Çağatay Çanta

Noteri: Cenap Aydınoğlu

Nazır: Mustafa Doğan Ayhan

DANS VE HAREKET GRUBU

Demet Çetin

Suser Başaran

Fatih Kasap

Giray Suner

Oğuzhan Yücel

Cansu Sabetrasekh

Sertaç Arı

Mert Sidal

Elif Selçuk