TİYATRO DİYE DİYE DÖNDÜM BEN BİR DELİYE OYUN YAZARI EMİN KEŞMER İLE SÖYLEŞİ

13282048_1080458795348244_488092817_nYY: Yetkin Yüksel

EK: Emin Keşmer

YY –     Yazdığınız kaç oyununuz var toplam?

EK –     15-16 uzun oyunum var, taslakları, yazılıp gözden geçirilmeyi bekleyenleri, tek                           perdelikleri, tamamlanmayı bekleyenleri saymıyorum.

YY –     Nerede saklıyorsun bu oyunları?

EK –     Haklısınız ki sakladım uzun zaman. Daha doğrusu nasıl duyurup nasıl                                          değerlendireceğimi bilemedim. Sonunda bir dost yönlendirdi de Devlet Tiyatroları’na Ankara’ya göndermeyi akıl  edebildim.

YY –     Sonuç?

EK –     ZİRZOP KRAL

VAH GÜZEL İSTANBUL

YAŞAMIN KIYISINDA

YUNUS EMRE’Yİ KİM ÖLDÜRDÜ

Bu oyunlarım Dramaturji ve Edebi Kurullardan geçerek repertuara alındı.

YY –     Sonra?

EK –     Bana bir heves geldi, yedi oyun daha gönderdim. Onlar henüz sonuçlanmadı. Ancak bir sorun çıktı.

YURDUN SENİ ÇAĞIRIYOR NAZIM oyunu için Nazım Hikmet’in varislerinden ‘’telif hakkı saklı kalmak üzere’’ izin almam  gerekiyormuş. Bu işi üç yıldır Amerika’da yaşadığım için henüz çözemedim. Aynı şey BİR ATEŞ VER  (KAHIR YOLCUSU BİR ZAMANE DERVİŞİ RUHİ  adıyla yazdığım otobiyografik oyun için de istendi, onu da halledemedim. DT Dramaturji Kurulu bu izin belgelerini beklediklerini bildirdi.

YY –     Oynanan oyunlar var mı?

EK –     Şimdilik görünen şu: Amatör ya da Yarı Amatör Topluluklar oynuyorlar oyunlarımı. Bende onlardan telif filan 13236137_1080464518681005_855363849_nistemiyorum. Trabzon’da, İstanbul’da, Karabük’te, Van’da, İzmir’de oynayanlar oyunların  afişlerini gönderdiler.  Bazen face’den ulaşıp sahneleme aşamasında fikir soranlar oluyor. Daha sonra çoğundan ses çıkmıyor, bir daha dönmeyenler oluyor. Belki çalışmaları  yarıda kalıyordur, kim bilir? Ama ben isteyen herkese oyunlarımı gönderiyorum. Faceden ulaşmak kolay.

YY –     Siz niçin tiyatro yazıyorsunuz?

EK –     Eğlenmek ve hayatı güzelleştirmek için.

YY –     Krallara soytarılık yapanlara da sorsak bu cevabı verirdi herhalde?

EK –     Onlar da eğlenir ve eğlendirirler doğru ama en çok kralın hayatını güzelleştirirler. Büyük                         insanlığın hayatı onları pek de ilgilendirmez.

YY –     Bunun için tiyatro daha mı elverişli?

EK –     Tiyatro bütün sanatlar içinde inanılmaz bir büyüdür. Canlı, bizzat yaşanılır, paylaşılır bir tılsımdır ki diğer bütün sanatları da içinde barındırır. O sebeple tiyatro bir insanca yaşama, var olma, özgürleşme davasıdır bir bakıma.

YY –     En ilginç oyununuz desem?

EK –     BASÜBADELMEVT

YY –     Niçin?

EK –     Hepimizin bilinçaltına muhteşem bir yolculuktur bu komedi. Biliyorsunuz anlamı ‘’öldükten sonra dirilme’’ demektir. Bu oyunum Giresun’da düzenlenen KÖR SEMA TİYATRO YAZMA YARIŞMASINDA              birinciliğe değer görüldü. Yeni sezonda oynayacaklar.

YY –     Başka hangi oyununuz?

EK –     GİRDAP adlı tek kişili komedi mesela çok ilginçtir. Türk entelektüelinin var olma,                                   tutarlılık, ayakta durabilme, kaypaklaşma meselesini sorgular.Bir de YUNUS EMRE’Yİ KİM ÖLDÜRDÜ oyunum da bugüne kadar Yunus üzerine   yazılanların çok çok dışında, apayrı bir temaya sahiptir, bütün Yunus ezberlerini altüst eden bir oyundur. Yılmaz Onay, Bilgesu Erenus ve daha başka ustalar muhteşem bulmuşlardır mesela..

YY –     ZİRZOP KRAL Trabzon’da oynandı, nasıl gitmiş?

EK –     Bu fantastik bir komedi. Kalabalık bir kadrosu var, onlar sanırım dokuz kişiyle oynadılar  ve 80 dakikalık tek perdelik bir oyun olarak sahnelediler. Oysa daha uzun, iki perdedir.  Çok coşkulu bir seyirci yakaladılar diye biliyorum. Takip edebildiğim kadarıyla turneler de yaptılar.

YY –     Başka ilginçlikler?

EK –     Mesela MELEKUT adlı bir komedi daha yazdım, beş erkek beş kadın. Çok sürprizli, bir  toplumun bilinçaltı 13275721_1080459652014825_987446813_nsorgulamasıdır. Birbirini tanımayan on kişinin aslında inanılmaz bir  şekilde aynı amaçlar peşinde koştuklarına, birbirlerine çok benzediklerine  tanık oluruz. YAŞAMIN KIYISINDA oyunum harika bir gençlik komedisidir. ‘Ah Şu Gençler’ oyununun  ününü düşününce benim oyunum sanırım çok daha muhteşem bir eğitim oyunudur diye düşünüyorum. Tevazu göstermeyeceğim bunda.

YY –     Bir oyununu öner bize desem?

EK –     MUTLULUK TARİFLERİ derim mesela. Bir kadın (SUZAN), yeni sevgilisi (DEMİRCAN)  ve kendini tehdit eden eski kocası (SALDIRAN) arasındaki komik ama ölüm tehditleriyle,  gittikçe sertleşen macera. Ev ve sokak kedileriyle bir köpek de olaylara müdahil olurlar. Bir yandan trajiktir ama alabildiğine de komik bir oyun.

YY –     Türkiye’de tiyatro ve oyun yazarlığı?

EK –     Aklıma gelen şu: Bir sürü oyunlar yazılıyor, yarışmalar düzenleniyor vesaire. Oralarda  jüriler oyunlar seçiyorlar. Sonra bakıyoruz gene eski bildik oyunlar, 50 yıldır değişmeyen  repertuarlar. Yahut yabancı yazarlar. Tabi ki klasikleşmiş eski oyunlara, yabancı  yazarlara karşı değilim ama yine de bunda bir gariplik var, bir yerlerde yanlış yürüyen birşeyler var? Türk Tiyatrosunda asla kırılamayan bir kast daima vardır, ben bundan cidden şikayet                 edenlerdenim. Gelişmiyor, gelişemiyor gibi bir kısırdöngü hissediliyor adeta. Bir hapsedilmişlik,                          kabuğunu kıramama hali. Son yıllarda ciddi bir atak var ama, onu belirteyim.Oysa başka alanlardaki adaletsizlikler, sığlıklar, çapsızlıklar hiç olmazsa bu alanda olmamalı değil midir?Yani burada hak adalet, eşitlik, özgürlük, emek en çok değer  verilmesi gereken kavramlar olmamalı mıdır? Mesela tiyatroya adam yetiştiren konservaruar sınavlarında asla kayırma olmamalı değil  midir? Her yerde ahlaktan sapılsa bu alanda asla sapılmamalı değil midir? En çok mesela askerlere, politikacılara, maliyecilere değil de öncelikle sanatçılara güven  duyulmalı değil midir?

YY –     Duyulmuyor mu?

EK –     Duyuluyor mu? Bu alanda bir sürü çekememezlik, ayak oyunları, kahpelikler, kayırmalar,                     ayrıcalıklar yok mudur mesela?

YY –     Lafı nereye bağlayacaktınız?

EK –     Bizde hâlâ TAVASSUT ile iş görme hali var gibi geliyor bana. Bir şekilde sporda,   mimaride, politikada nasıl geri isek tiyatroda da müzmin hastalıklardan kurtulamıyoruz   diye düşünüyorum. Ya o dediğim yarışmalar fiyasko ya da yazıp çizenin neler yarattığına      bakan yok, ona değer bulduracak dikkatler eksik. Ama birşey var! Belki de ben yanlış düşünüyorum, olabilir, bilmiyorum.

YY –     Başka nelerle uğraşıyorsunuz?

EK –     Roman yazıyorum. İlk romanım BİR POŞET İSTANBUL TOPRAĞI. Okuyucudan çok muhteşem tepkiler aldım ama ünlü değilim ve basan yayınevi de tanıtımını yeterince  yapamıyor. Burada Amerika’da ikinci romanımı yazdım: YUNUS EMRE’Yİ KİM ÖLDÜRDÜ. Türkiye’ye dönünce basılacak, teklif aldım. Şimdi EĞİTİM ÇIKMAZI adıyla düşündüğüm anı-hikayeler kitabını yazıyorum.

YY –     Kendi özyaşam öykünüzden de birkaç cümle?

EK –     Giresunluyum ama gençlik yıllarım orada geçtiği için epeyce de Trabzonluyum. Önce Eğitim Enstitüsü okudum, sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. 38 yıllık eğitimciliğin dört yılını özel bir üniversitede öğretim görevlisi olarak geçirdim. Yedi yıl Ermeni okulunda, sekiz yıl Rum okulunda öğretmenlik ve yöneticilik yaptım.  1975’te Trabzon Amatör Tiyatro Derneği ile tiyatroyla tanıştım sayılır. 1979’da Trabzon               Sinematek’i kurdum. Sonra da 12 Eylül. Daha sonra da Trabzon’dan İstanbul’a kaçış. Ama tiyatrodan bir daha kopamayış ve bütün hayatını tiyatro hayali kurgulayarak, deneyerek sürdürme. Özet bu.  Fener Oyuncuları ile yazıp yönettiğim oyunlarla yurt içi ve dışında turneler. O dönem toplam yedi oyun sahneledik. En çok oynadığımız oyun VAH GÜZEL İSTANBUL.

YY –     Son söz?

EK –     Tiyatroyu ne kadar yaygınlaştırır, kaliteyi artırırsak; düşünen, sorgulayan, arayan fakat               ezberlerine teslim olmayan kuşaklarla -özlediğimiz- barış içinde, bayındır bir ülkeyi                 kurma şansını da yakalamış olabileceğiz. Yoksa kara bulutlar üzerimizden kolay kolay              gitmeyecek.

YY –     Umutlu musunuz?

EK –     Çok. İnsan olan her yerde daima umut da vardır.

YY –     Florida çok sıcak mı?

EK –     Ben Florida eyaletinin kuzeyinde Jacksonville’de oturuyorum, orası İstanbul havası gibi    ama hava kirliliği diye birşey olmadığından ve bütün şehir ormanlarla kaplı olduğundan   daha ferah daha serin tabi ki. Ama Miami oldukça sıcak, Antalya gibi.

YY –     Teşekkür diyerek bitirsek!

EK –     Benden de bir Yunus dizesi olsun:

‘’Aşk gelince cümle eksikler biter.’’