Vadi de Bir Nadide- Nadide Küntay Anısına

Nadide Kuntay

Turgay Oğuz

Edirne’den Hakkari’ye vatan toprağının her zerresine; buram buram Cumhuriyet rüzgarlarının estiği yıllardı. Anadolu halkları, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde eşi benzeri görülmemiş bir bağımsızlık mücadelesini kazanmanın gururunu yüreklerinde taşırken, aslında her şeyin daha yeni başladığının da farkındaydılar. Cumhuriyet aydınlanmasının yurdun en ücra köşelerine tuttuğu ışığın ortaya çıkardığı değerler, sonraki kuşakları etkileyecek kalibresi yüksek bireylerin ortaya çıkmasına olanak tanıdı. İmkansızlıklar içinden çıkıp gelmiştiler. Yaşları küçük, yürekleri büyüktüler.

Karadeniz’in hırçın dalgalarının, yamaçlarına vuran sert rüzgarlarının, gürül gürül vadilerinden geçerek denizi kucaklayan berrak sularının ve kadını erkekten ayırdetmeksizin hayata katanların arasından daha on üçünde, tek başına yollara koyulan küçük bir Cumhuriyet kızıydı Nadide. Ortaokulu bitirdikten sonra girdiği sınav sonucunda, Adana Kız Lisesi’nde parasız yatılı okuma hakkı kazandı.

‘Küçük Nadide’, babasının okuma konusunda verdiği destek sayesinde önce deniz yolu ile Samsun’a, oradan da tren yoluyla Adana’ya gider. Başarılı bir lise hayatı geçiren Cumhuriyet’in bu goncası, o tarihlerde yurt gezileri kapsamında Adana’ya yaptığı ziyareti sırasında Mustafa Kemal Atatürk ile tanışma ayrıcılığını da yaşamıştır.

‘Genç Nadide’, iyi bir derece ile mezun olmasının ardından yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlayarak, Cumhuriyet’in ilk kadın yargıçlarından biri olmaya hak kazanmış ve Anadolu’da uzak bir ilçeye ataması yapılmıştır. Fakat ailesinin isteği üzerine yargıç olma hayalinden vazgeçerek dönemin kamu kuruluşu Sümerbank’ta hukuk birimininde çalışmaya başlamıştır. Ve bu yeni başlangıç, geri kalan mutlu ömrünün ilk günü olacaktır. Ömrünü adayacağı adamla tanışmış ve kendi deyimiyle diğer yarısını tamamlamıştır.

‘Aşık Nadide’ için artık hayatın anlamı İsmet Küntay’dır. Mutlulukla dolu geçirdikleri 30 yıllık evlilikleri süresince kocasına duyduğu sevgiyi her gün yüreğinde demleyen Karadenizin güzel kızı, Sümerbank’tan emekli olduğu yıllarda sanatsal üretimlerini çoğaltarak pek çok yapıt ortaya koyan İsmet Küntay’ın vakitsiz yokluğuna, erkenden onu terk edip gidişine gidişine çok içerler.

‘Yalnız Nadide’, çok sevdiği eşini unutmamak, unutturmamak için kocasına çok yakışıcağını düşündüğü bir organizasyonun ateşini yakmaya karar verir. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri’ni kocasının ölümünün hemen ardından hayata geçirir (1975). Ulusal oyun yazarlığının gelişmesi, edebiyat dünyamıza kazandırılması ve tiyatromuz için geniş bir oyun arşivin oluşması adına sadece ulusal yazarlara verilmesi öngörülen ‘İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri’ bu amaç doğrultusunda kırk yılda on beş dalda altı yüz sanatçı ve sanat kurumunu ödüllendirmiştir. Kurucusu, destekçisi ve onursal üyesi bulunduğu organizasyonu kırk yıl aralıksız sürdürerek bu alanda bir ilke imza atarak ulusal tiyatromuza en az İsmet Küntay kadar katkıda bulunmuş bir sanat savaşçısıdır.

 

‘Melek Nadide’ artık aramızda yok.

 

Masaya bıraktığı kağıda şunlar yazılıydı;

 

“30 Mart 2016, Perşembe : Bugün aşık olduğum adamla randevum var. Çok heyecanlıyım. Akşam yemeği için beklemeyin.”