Tanrılar reyting istiyor- Turgay Oğuz- Oyun Eleştirisi

kuşöpücüğü

Çalmakta olan telefon, bir umut ışığı mı! Yoksa acılardan beslenerek büyüyen bir gökdelen mi? ‘Yaralar Burada Sarılıyor’ mu sahiden. Ölüm kalım savaşında, ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ın hikayesi mutlu sonla biter mi! Söyle bakalım kaç reytinge bağlarız bu işi!

Beş, dört, üç, iki, bir, yayındayız. Yaralarınızı sarmak için buradayız.

İstanbul’un orta yerinde bir gecekondu. Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalan, birinin diğerine yetişemediği hayatlar. Çok erken gelmiş ama çoktan yitip gitmiş bir gelecek. İçimize işleyen keskin bir soğuk, hemde iliklerimize kadar. Yoksulluk yapışıp kalmış bir kader gibi. Günde üç öğün zehir. Günde üç öğün kağıt kesiği.

Yüksek duvarların ardından on yıllar sonra gelen bir kadın. Büyüdüğünü göremediği çocuğunun geleceğini kurtarma derdinde.Babasının cansız bedenini ve elleri kelepçeli annesinin gidişini asla unutamayan altı yaşında bir çocuk. Yerleştirildiği yurttan kaçarak daha küçücük yaşında hayata karışmış ama kaderini değiştirebilecek gücü bulamamış genç bir adam.Geçen onca zaman acıları dindirebilir mi! Pişmanlıkları süpürebilir mi! Arkasından iterek devam etmeye zorlanabilir mi!

Yıpranmış bir kadın, hasta bir genç adam ve soğuk bir gecekondu. Gecenin sessizliğinde ısrarla çalmaya başlayan bir telefon. Şimdi herşey yeniden başlıyor. Beş, dört, üç, iki, bir, yayındayız. Yaralarınızı sarmak için buradayız.

Herkesin elinde kumandası var. Beğenmeyen izlemez.

Yirmi yıl sonra çocuğuna kavuşan bir annenin, akordeon çalarak yaşamını sürdürmeye çalışan hasta oğlu ile kurmaya çalıştığı çetin ve çelişkili ilişkiye tanık oluyoruz. Mehmet’in kronik kalp rahatsızlığının günden güne ciddileşmesi Hatice’yi bir çözüm arayışına sürükler. Hatice, çareyi bir televizyon kanalında gördüğü yarışmada arar. Ve yapımcı şirket tarafından gelen bir telefon ile birden bire bir umut beliriverir.

Türk televizyonculuk tarihinde, yayıncılık anlayışının değişmesinin ardından bir bir açılan özel televizyonlar, farklı bakış açıları ve içerikleriyle çoksesli yayıncılığın zeminini hazırlamış oldular. Resmi yayıncılık platformunda kendine yer edinemeyecek pek çok özel format, özel televizyonlar sayesinde evlerimize kadar girmiş oldu. Bu büyük değişim, elbette artıları olduğu kadar eksilerinide beraberinde getirecekti. Kuşkusuz en büyük reyting malzemesi de izleyicinin ta kendisi olacaktı.

Şov dünyasının tanrıları reyting uğruna kendilerine bir bir kurban seçerken; kurbanların kayıtsız koşulsuz teslimiyetçi ruhları, her şeyi tahmin edilenden daha kolay gerçekleşmesine ve izlenirlik yüzdesini zirveye taşımasına fazlasıyla yetiyordu. Umutsuz insanlar için, hiç bir şey vaat etmeyen bir ‘belki’ bile, kimbilir ne büyük manalar taşıyordu. Türkiye’yi reality show’larla tanıştıran bir televizyon profesyoneli, eleştiriler karşısında: “Herkesin elinde kumandası var. Beğenmeyen izlemez. Kaldı ki bu tür show’larda

yaşananlar, toplumun gerçeği. O “rezalet” diye nitelendirilen şeyler, bizzat hayatın ta kendisi. O programlar bize ayna tutuyor. İzlemek de, o programları çekmek de son derece doğal.” açıklamasında bulunmuştu.

Gala’

da Özcan Deniz süprizi

Tüm bu gerçekliklerden yola çıkarak televizyon dünyasının acımasız yüzünü bir gecekondunun penceresinden anlatmaya karar veren genç yazarımız, kamera arkasında yaşananlarla toplumsal gerçeklik algımızı sorguluyor. Tiyatro D22, D sırası 22 numaralı koltukta gerçeği arayan ideal izleyicisi için Berkay Ateş’in kaleminden çıkan yeni oyunları ‘Kuş Öpücüğü’ ile şu sıralar Hamursuz Fırını’nda dikkatleri üzerine çeken hatırı sayılır bir hareketlilik sağlamış durumda.

Oyunun yönetmenliklerini ise D22’nin kader ortakları olan Emir Çubukçu ve Can Kulan üstleniyor. Her iki genç yönetmenin bu ilk yönetmenlik deneyimlerinde profesyonel bir iş ortaya koyduklarını söylemek yanlış olmaz sanırım. Oyunun yazar ve yönetmen kadrosunun, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğr. Gör. Aylin Alıveren’in dramaturgisi eşliğinde ele aldığı ‘Kuş Öpücüğü’ kusursuz kurgusu ile nitelikli bir yerli metin olarak tiyatro kütüphanesinde yerini almış durumda. Oyun folklorik öğeler barındırmıyor. Bu durum tiyatral metnin evrensel olma yolunda açık kapı bırakıyor. Kimbilir, belki bir gün Buenos Aires’te ya da Tokyo’da bir tiyatro salonunda tesadüfen de olsa karşılaşabilirsiniz ‘Kuş Öpücüğü’ ile.

Hazır evrensellikten konu açılmışken, oyunla ilgili süpriz bir gelişmeyide paylaşmak istiyorum. Oyunun gala gecesine katılan ünlü sanatçılar arasında bulunan Özcan Deniz, sahnede izlediği ve çok etkilendiği konuyu beyazperdeye aktarmak istediğini açıkladı.

Altın Koza’da Umut Veren Genç Oyuncu Ödülü

İstanbul DT sanatçısı, değerli oyuncu Güneş Hayat, yıllar sonrada olsa oğluna kavuşmuş ve onu kurtarmak için kuş gibi çırpınmakta olan bir anneyi canlandırıyor. Onun çaresizlik hissine ve tükenmek bilmeyen çabasına o kadar yakın tanık olacaksınız ki, sizinde içiniz zaman zaman burkulacak. Genç yazarımız Berkay Ateş’i aynı zamanda oyunda kronik kalp rahatsızlığı bulunan Mehmet rolünde izliyoruz. Ateş, son dönemde almış olduğu uluslararası ödüllerle adını sıklıkla duyduğumuz ‘Abluka’ adlı uzun metrajlı filmdeki rolüyle Adana Altın Koza’da Umut Veren Genç Oyuncu Ödülü’ne layık görülmüştü. Yazar veoyuncu olarak gelecek vaat eden sanatçı, rol aldığı son oyununda yeteneklerini göstermeye devam ediyor ve başarısının tesadüfi olmadığını kanıtlıyor. Bir de oyun boyunca hiç göremediğimiz başarılı dizi ve sinema oyuncusu Mesut Özkeçeci’den bahsetmek gerek. Bir sanatçının kariyerinde çok sık karşılaşamayacağı ilginç ve ender bir performans sergilediğini söylemek mümkün. Bir insan sadece sesini kullanarak bir oyuna nasıl hükmedebilir! Gidin bu deneyime sizde ortak olun.

Oyunun dikkat çeken bir diğer önemli detayı ise bir gecekondunun camından içeri bakarak olayları merakla seyreden mahalleli gibi hissederken, başarılı bir değişimle bir anda yarışmanın sunulduğu stüdyoda seyirci koltuğunda bulduk kendimizi. Bu noktada oyuna dekor ve ışık tasarımında katkı sağlayan bir başka ödüllü tasarımcı Cem Yılmazer’i tebrik etmek istiyorum. Uygulayıcı yapımcı ve film prodüksiyonda Beste Atvur’a, giysi tasarımında Başak Özdoğan’a, oyun müziklerinde Yağız Kurt, Mayk Baruk ve Yiğit Yazgı’ya oyunun ‘canlandırmada bütünlük’ kavramına yaptıkları değerli katkıları nedeniyle kutluyorum.

İnsan her gece hayal kırıklarıyla girer yatağa ve her yeni güne yeni bir umutla uyanır. Belki herşey bir kuş öpücüğü ile yeniden başlar. Ne dersiniz.

 

 

 

Yapım: D22

Yazan: Berkay Ateş

Yöneten: Can Kulan, Emir Çubukçu

Dramaturg: Aylin Alıveren

Oynayanlar: Berkay Ateş, Güneş Hayat, Mesut Özkeçeci

Uygulayıcı Yapımcı: Beste Atvur

Dekor Tasarımı: Cem Yılmazer

Işık Tasarımı: Cem Yılmazer

Kostüm Tasarımı: Başak Özdoğan

Müzik: Yağız Kurt, Mayk Baruh, Yiğit Yazgı

Film Prodüksiyon: Beste Atvur

Audio/Video Kurulum: Şükrü Uluçay

Yönetmen Asistanı: Sinem Hacıoğlu

Proje Ekibi: Ataberk Öğe, Ensar Kaplan, Fırat Bozan, Ömer İzgin, Rabia Aslaner, Se