Mehmet Konuk’la “Kritik” üzerine

kritik_mehmet_konuk

YY: Yetkin Yüksel

MK: Mehmet Konuk

 

YY: Selam… “Mehmet Konuk ve tiyatro” dediğimiz zaman aklıma ilk olarak sana ait bir dil geliyor. Yoksa buna tarz mı demek gerekir net bilemedim. Bu konuda neler söylemek istersin?

MK: Teşekkür ederim. Bir dilimin olduğunu söylerler ki ben de katılıyorum buna. Bir dilim olsun diye titizlenince doğal olarak bir insan 7 ya da 8 yıl eleştiri yazabiliyor. Eğer ki bu dil bu üslup olmasaydı bu kadar süre farklı dergilerde ve internet sitelerinde 2 bin 3 bin vuruş değil de 10 binlerce vuruş eleştiri yazmama izin vermezlerdi.

YY: Kaç yıldan beri eleştiri yazıyorsun?

MK: 2007 sonu gibi eleştiri yazmaya başladım.

YY: Ama daha öncesi var.

MK: Benim tiyatroyla tanışmam lise 3. sınıfa giderken oldu. Daha sonra İnönü Üniversitesi Sahne Sanatları kulübünün kuruculuğunu yaptım. Tabiî ki bunların hepsi amatör çalışmalardı. Yerel çapta yaptığımız tiyatrolardı. Bu çalışmalar, bizi imkansızlıklar içinde var ettiği için aşırı derecede okumaya, dinlemeye, bir çok sanatçıyı canı gönülden takip etmeye sevk etti. “Ben nasıl olabilirim”le başlayıp kendi tarzımı bulmaya itti bütün bu çabalar. Üniversite bittikten sonra psikolojik danışman olarak Kocaeli’ye tayinim çıktı. Orda da çeşitli okullarda çalışmalarım oldu, derken İstanbul’a tayin istedim…

YY: Her zaman tiyatro yaşamında vardı…

MK: Evet evet, kendi öğretmen arkadaşlarımla, öğrencilerimle tiyatro yapıp açlığımı böylece gideriyordum. Sonra bir sertifika ve diplomam olmasını istedim. Araştırma yapınca daha kurumsal olan Gösteri Sanatları Merkezi karşıma çıktı. Çok değerli hocalardan ders aldım. Toron Karacaoğlu, Ali Sürmeli, Hilmi Zafer Şahin, Ayla Algan, Dilek Tekintaş, Aziz Sarva Figen Yalçınkaya, Rauf Altıntak, Ünver Oral, Savaş Aykılıç ve Murat Garibağaoğlu gibi çok değerli isimler hocalarım oldu.

mehmett konukYY: Senin için büyük bir şans. Eleştiri yazma fikri o zamanlar belirmeye başladı demek ki.

MK: Gösteri Sanatları Merkezinde 1. sınıftayken Aziz Savran ve Savaş Aykılıç hocam bana senin bir şeyleri ifade etme becerin var. Bence bunları kaleme dök dediler. Hatta Aziz Savran hocam “bir adım daha ileri git” ve “bence sen Shakespeare oyunlarının psikolojik analizini yapmaya çalış” dedi. Tiyatro ve psikolojiyi birleştirip Shakespeare’in 6 oyunun psikolojik analizini yaptım. Bunlar araştırma niteliğindedir. Hatta Shakespeare oyunlarını yöneten bazı yönetmenler, bana oyunlarından sonra “Mehmet bey sizin analizlerinizden yararlandık” dediler. Keşke bana oyunun rejisini yapmadan önce bunu söyleselerdi, çok daha iyi olurdu. Belki de kast ettiğim o değildi daha farklı bir şeydi demek isterdim. Yine de tabi ki çok mutlu oldum.

YY: Çok güzel bir durum. Bizde dramaturgi kavramı var ama netlik kazanmamış durumda. Bu yüzden senin için çok değerli bir durum olduğunu düşünüyorum.

MK: Tabii ki. Mesela Otello’da kıskançlık patolojisi yahut Kral Lear’da kardeş kıskançlığı patolojisi bütün bunları ben araştırabilmek için neredeyse, bir yılımın gittiğini bilirim.

YY: En çok hangi oyununu sevdin?

MK: Tabiî ki Hamlet. Onlarca kişilik özelliğini, onlarca farklı karakteri bir bünyede görebiliyoruz. Onlarca kimliği bir kişi üzerinde eritmiş. Farklı patolojik hastalıkları da bir kişi üzerinde görmek beni heyecanlandırdı. Ama ben Oidipus Kompleksi var mı diye araştırma yaptım?

YY: Oidipus Kompleksi var mı sence?

MK: Belirtileri çok var. Ama tüm erkek çocuklar da az ya da çok vardır zaten. İlerleyen dönemlerde çıkan semptomlarına göre etkisinin ne derecede olduğunu söyleyebiliyoruz.

YY: Biraz da kitaba dönmek istiyorum. Adı “Kritik”. Biraz göz atma imkânım oldu. Arka kapakta tanınmış birçok tiyatro insanının yazısı var. Ne onur verici bir durum…

MK: Evet, sağolsunlar. Erdal Özyağcılar, Güzin Özyağcılar, Özen Yula, Tuncer Cücenoğlu, Kemâl Başar, Prof. Dr. Ayşe Didem Uslu, Engin Alkan gibi isimler, kitaba övgü dolu sözleriyle not düştüler. Bu da beni mutlu eden bir durum.

YY: Neden oyunculuk değil de eleştirmenlik? Diksiyonun çok düzgün, oyunculuk eğitimi de aldın.

MK: Ben Gösteri Sanatları Merkezinde okurken, oyuncu ve arada sırada da çok sevdiği oyunları yöneten bir yönetmen olacağım diyordum. Daha sonra, az önce isimlerini verdiğim hocalarım bana böyle bir şey söyleyince; “Yılların hocaları bir şey biliyorlar ki söylüyorlar.” diye düşündüm. Ben de yazmaktan zevk aldığımı gördüm. Öte yandan oyunculuk yapmaya da devam ettim. Turgut Özkaman’nın Resimli Osmanlı Tarihi, Cahit Atay’ın Pusuda, Brcht’in Carrar Ana’nın Tüfekleri, Adalet Ağaoğlu’nun Çıkış, MelihCevdet’in Mikado’nun Çöpleri oyunlarında oynadım, rejisörlük yaptım, reji yardımcılığı görevinde bulundum. Özkan Mert’in şiirlerinden oluşan ve benim oyunlaştırdığım oyunları yönettim ve oynadım. Bunların birçoğu Kültür AŞ. bünyesinde gerçekleştirildi. Tiyatro Yansıma’da yönettiğim ve oynadığım oyunlarım ve projelerim de oldu. Bir de Varlık Dergisinin alt birimi olan şiir tiyatrosu vardır. Burada bir oyunum sahnelendi. Tüm bunlar devam ederken bana bir anda jüri üyeliği teklifi geldi.

YY: Hangi dergiden geldi sana teklif?

MK: Tiyatro Tiyatro Dergisi’nden. Bana jüri üyemiz olur musunuz? Dediler. Çok hoşuma gitti. 26 yaşındaydım. Çok heyecanlandım. Benim için çok önemli bir durum oldu o dönem. Yanlış anlaşılmasın; jüri üyeliği çok çok büyük bir görevdir demek istemiyorum yada bizim ödül verdiklerimiz yegane doğrulardır demek istemiyorum. Öyle bir iddiada değilim. Ama genç biri için önemli bir görevdi.

YY: Ben öyle düşünmüyorum. Bence sen iyiye iyi, kötüye kötü diyebiliyorsun. Hımm bu da böyle olur tabi neden olmasın da diyebiliyorsun.

MK: Evet ama bunların hepsini “bence” zaviyesinden söylemeye gayret ediyorum. Otorite misali konuşmak istemem sevmem de zaten.

YY: Evet, tabii ki senin düşüncene göre.

MK: Bir iddiam yok ama okuyup umursarlarsa kendilerine faydası olabilir belki. Umursamazlarsa da “hadi lan deseler de” , öyle takdir etmişlerdir, kendileri bilir, benim değil onların sorunu derim geçerim. Ne kırılırım ne de küserim.

YY: Biraz da eleştirmenler konusuna gelmek istiyorum. Tiyatroyu bir yelpaze olarak görürsek, eleştirinin de bu yelpazenin çatısı olduğunu düşünüyorum. Oyunu tanıtan ve seyirci ile bağ kuran eleştiri olması gerekir. Türkiye’de eleştiri konusunda bir sorun var gibi geliyor.

MK: Bence bu sorunun iki nedeni var. Birinci sorun; Türkiye de oyuncularının ve tiyatro yönetmenlerinin çok alıngan ve kibirli olması…

YY: Eleştiriye tahammülleri yok diyorsun.

MK: Eleştiri olsun diyen sanatçı kitlesi aynı zamanda da eleştiriye çok kapalı. “Hakaret olmasın, rencide edici olmasın”; çok doğru. Burada zaten birisi “hakaret edelim rencide edelim” diyemez. Hakaret etmeyen ve rencide etmeyen tiyatro eleştirmenlerini sosyal medya da nasıl yerden yere vurduklarını görüyoruz. Bu kadar alıngan olmaya ve kendisini dev aynasında görmeye gerek yok. Basit bir bakışla şunu da söyleyebilir. Bu bir eleştirmen değil aynı zamanda bir seyirsi bu seyirci böyle algılamış dese bile aslında daha insani bir tutum sergilemiş olur. Ayrıca daha kendiyle ve yaptığı işle barışık bir tavır bu. Oysa bizim oyuncuların kahir ekseriyetinde “yaptığım iş yüzde yüz iyi” takıntısı var niyeyse. Kaldı ki oyunlara gitmemiz için defaatle arayıp, sonra da yazdığımız üzerinden hakaretler yağdırmak da başka bir çelişki. Çok şükür bana böyle şeyler denmedi ama bu benim arkadaşlarıma denmesini görmezden geleceğim anlamına gelmez. Nice eleştirmenimize ve jüri üyemize ne hakaretler ediliyor. Herşeyden önce büyük ayıp. Burada bir avucuz, birbirimizi yemeye, birbirimize saldırmaya ne lüzum var.

YY: Algı işi olduğunu ifade ediyorsun.

MK: Evet tiyatro algı işidir. Belli bir kaygı ile oyun koyabilirsin. Karşındaki senin kaygını anlamayabilir. Eleştirmeni ve seyirci kişiyi önemsiyorsan bu ne demek istedi diyebilirsin. Eğer ki seyirciyi veya eleştirmeni önemsemiyorsan bana ne der, yoluna devam edersin. Karşı bir duruşta yada illa bir sertlikte bulunmaya gerek yok. Eleştirmenlerin tamamı oyuncu ve yönetmenlerin alınganlığından çekinerek yazar oldular. Tiyatro galalarına giderken, iletişim kuramaz hale geldiler. Eleştirmen ve oyuncular birbirleriyle konuşamaz haldeler. Ama ben öyle değilim. Direkt gider yakalarım o oyuncuyu veya yönetmeni. Yada arar ve mesaj atarım. “Merhaba ben oyununuzu yazdım, filanca yerde yayımlandı okumanızı rica derim.” Derim. Çünkü bu beni geliştirir. Ayrıca beni yazdığım kişilerle yüzleştirir. Bu sayede birbirimizi daha iyi anlarız. Karşılıklı bir ilerleme sağlamış oluruz. Eleştirmenliğin zorda olmasının ikinci nedeni ise Tiyatro eleştirmenleri diğer disiplinlerden eksik şekilde yararlanıyorlar. Tabi ki herkesi katmıyorum. Tenzih ettiğim çok değerli isimler var ama bir eleştirmen felsefe, sosyoloji, psikoloji, siyaset, tarih ve teoloji konularında az da bilgisinin olması gerekir. III. Richard’ın eleştirisini yazan birisi mutlaka Güller Savaşını bilmesi gerekir. Eğer Güller Savaşını bilmeden yazarsan, işte o zaman yönetmen ve oyuncunun eline de eleştirmeni yerden yere vurma yada cahil bu deme hakkı geçiyor.

YY: Yedi yıllık bir birikim artık “Kritik” adlı kitapta toplandı.

MK: Evet. Dergilerde ve sitelerde yayınlanan tüm eleştirileri yayımlamadım. Seçme eleştiriler yayımladım. Bunları da dergilerde yayımlanan haliyle yayımlamadım. Toparladım, genişlettim, detaylı hale getirdim. Çünkü biliyorsun ben en az 12 bin vuruş yazıyordum. Birçok dergi bundan fazlasına her yazıda izin vermiyordu. Burada 20 bin vuruşa kadar çıkardığım yazılar oldu.

mehmet konukYY: Kaç tane eleştiri yayınladın bu kitapta.

MK: 44 tane eleştirim var.

YY: Neden 44?

MK: Malatya 🙂

YY: Tamam, şimdi anladım. Ne güzel.

MK: 80 küsur eleştiri vardı aslında. Uzun eleştiri anlamında diyorum. Kısa eleştirilerim de var. İnternet siteleri çok fazla vuruşu kabul etmiyor. Ben o yazılarımı eleştiri olarak kabul etmiyorum. Bunları deneme olarak görüyorum.

YY: O ilginç bir durum.

 MK: Ben yayın evine 80 eleştirimi gönderdiğim zaman 400- 500 sayfalık bir kitap çıktı. Yayınevi bana “hocam, bu ülkede tiyatro kitapları satmıyor ki, eleştiri kitabı satsın, bu kalınlıkta olunca hiç kimse almaz” dedi. Biz de ondan sonra eleştirileri seçmek zorunda kaldık.

YY: Eleştirilerini yazdığın oyunları neye göre belirliyorsun?

MK: 2 yıllık oyunculuk eğitimim oldu. Üniversite yıllarımda oyunculukla ilgilendim. Ama benim asıl uzmanlık alanım psikoloji. Ben daha çok sosyo-psikolojik açıdan bana done verebilecek, derdi olan oyunları seçiyorum. Kişilik analizi yapabileceğim, toplumsal analiz yapamaya izin veren oyunları seçtim. Yani her iki mesleğimi de birleştireceğim oyunları seçiyorum.

 YY: Sen seviyorsun karakteri irdelemeyi ve oyunda nasıl bir bütünlük sağladığını irdelemeyi seviyorsun. Öyle bir sorgulamanda var. Bana ilginç geliyor.

MK: Evet derinlere de inmeye çalışıyorum. Bazı akademisyenlere göre neden buradan bakıyorsun ki, bu zorlama değil mi eleştirisi geliyor?

YY: Bende gerekiyor mu? Diye soruyordum senin yazılarını okurken…

MK: Bu bir pencere. Bu bakış açısı da da yönetmene, yazar kişiye ve oyunculara bu oyunda bir de bu açıdan bakılabilir penceresi açıyor diye düşünüyorum. Ayrıca elbette derinlere inmek lazım. Zira asıl mananın yüzeysellikten ziyade daha derinlerde olduğunu düşünüyorum. Yazar, yönetmen ve oyuncu aslında kendi derununda var olanı sergiliyor. Geçmişinde yaşadığı yada yaşayamayıp içinde ukde olarak kalanları, kabuk bağlayan yaraları, tiye aldığı olayları, susup biriktirdiklerini veriyor bize. Kendisi bilinçli olarak böyle yapmamış olsa bile bilinçaltı mekanizmasından niye özellikle bunlar süzülüyor diye bakmakta da fayda var. Ayrıca algı da seçicilik var. Ben psikoloji mezunu olduğum için, psikolojik açıdan irdeliyorum. Aynı yerden bakamaya biliriz. Sadece bir başkasının baktığı yerden değil de bende başka perspektiften bakıyorum. Zaten hepimiz kendi bakış açımızı yansıtıyoruz.

YY: Bence güzel bir süreç. Geleceğe bir bakış açısı bırakmak.

MK: Umarım öyle oluyordur.

YY: Eleştiri yazdığın için sıkıntı yaşadığın oldu mu?

MK: Değerli bir yazar ve oyuncu, beni mahkemeye verecekti. Yazdığım eleştirideki bir noktayı kendisine intihal suçlaması yapıyorum diye algılamış. Tabi sonra durum düzeldi. Ben epey bir açık ve net yazmaya çalışıyorum. “Direkt yazıyorsun” dediler. Ben amiyane tabirle kıvırarak yazmayı sevmiyorum. Bu kendime de yazdığım kişiye de büyük kötülük olur zira bir aldatmacadır bu. Yazarken olabildiğince yalın bir dil kullanmaya gayret ediyorum. Çünkü bu eleştirileri herkes okuyabilir. Ben hocam senin eleştirini okudum ve senin önerinin üzerine oyuna gidiyorum diyen tiyatrocu olmayan çok arkadaşımı bilirim.

YY: Bundan sonra ki, projelerini neler Mehmet ?

MK: Gelecek Ekim ayında Kritik 2 kitabım yayınlanacak. Onun çalışmalarını yapıyorum. Yeni oyun eleştirilerini de dahil ederek. Hiç satmasa da yazacağım ve yayınlayacağım. Ayrıca Shakespeare oyunlarının psikolojik analizlerini daha da genişleterek kitaplaştıracağım. Bir de tabi psikoloji alanındaki çalışmalarım, konferanslarım ve sınava hazırlanan öğrenci ve velilere yönelik kitap çalışmam da bir yandan devam edecek.

YY: Satışların nasıl gidiyor?

MK: İyi gidiyor. Beklemediğim bir şey oldu. Tiyatro çevresinin dışında olan insanlar satın aldılar. J Beklemediğim ama beni memnun eden bir durum. Konferanslara gittiğimde beni izlemeye gelenler kitaba daha fazla ilgi gösteriyor. Bu da beni memnun etti.

YY: Kitabın kapağı bana çok ilginç geldi. Kim tasarladı?

MK: Fikir bana ait. Ama tasarım Muhammet Bektaşoğlu isminde bir bilgisayar programcısı arkadaşımın.

YY: Ben çok beğendim. Çok güçlü bir tasarım.

MK: Evet, hepimiz kapak tasarımındaki kafa gibi değil miyiz? Kafamızda her zaman her yerde bir şeyleri düşünüyoruz. Özellikle tiyatro buna çok yatkın bir sanat.

YY: Kitap hakkında eleştiri geldi mi?

MK: Geldi, neden kitabın adını daha teatral bir isim koymadın dediler. Kritik zaten eleştiri demek dedim. Ben sadece tiyatroda sanatsal eleştiri yapmadığımı, tiyatro üzerinden sosyolojik ve psikolojik analizler yaptığımı ifade ettim. Birkaç pencereden eleştiri ortaya koyduğum için adını da kritik koydum. Bir de pazarlama stratejisi olarak görüyorum. Tiyatro Kritiği dediğimde yayınevi asla kabul etmeyebilirdi.

YY: Haklısın. Satışlar nasıl?

MK: İyi diyebiliriz. Büyük D&R’larda, İstiklal Mephisto’da, İstiklal Pandora’da, İmge Kitabevlerinde, Dost ve Arkadaş kitabevlerinde, İzmir Kedi kitabevinde bulunabilir. Kadıköy Çağdaş Kitabevin’de en çok satılanlar listesinde mesela. Ayrıca internet satış sitelerinde de var.

YY: Çok iyi, sevindim. Mehmet bir işi kendi başına yapmak güzel bir durum. Sende her şeyi kendi başına yapıyorsun bu da çok özel bir durum. Seni kutluyorum. Yeni yeni bol bol kitaplar diliyorum. Bu kadar zor bir dünyada başarı öykünü kutluyorum.  

MK: Teşekkür ederim. Ben bu işi aşktan dolayı yapıyorum. Bundan sonra da bu aşkla çalışmaya devam edeceğim. Ben teşekkür ediyorum. Yeni portalından ötürü de tebrik ediyorum. Hayırlı olsun.