Karagöz’ün Bilinmeyenleri – Alpay Ekler

karagoz01Karagöz Halk Tiyatrosu’nun en önemli unsuru, toplumsal gelişmeden, toplumun nereye doğru gideceğini gösteren çok güzel bir gölge oyunu olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki ülkemizde her şeyde olduğu gibi bu sanat dalında bir tartışmalar bitmiyor. Bu konuları ülkemizin en önemli hayalisi olan Alpay Ekler’le söyleşi yaparak cevabını aramaya çalıştık. Alpay Ekler, son dönemin en önemli Hayalilerinden Kocaeli Üniversitesi’nde Kukla ve Karagöz Atölyesi ile Geleneksel Türk Tiyatrosu dersleri veriyor. Günümüz dünyasına çok özel hayaliler yetiştiriyor. Alpay Ekler ile Karagöz’ün kökenlerini konuştuk. Bakalım Karagöz bizleri nereye götürecek.

AE: Alpay Ekler

YY: Yetkin Yüksel

YY: Karagöz üzerine okuduğum farklı kaynaklarda, Karagöz’ü “Geleneksel Türk Tiyatrosu” içinde, “Gölge Oyunu” olarak ele alıyorlar.

AE: Geleneksel Türk Tiyatrosu mu? Yoksa Halk Tiyatrosu mu? İlk önce buna karar vermemiz gerekiyor.

YY: Evet böyle bir tartışma var. Siz nasıl bakıyorsunuz?

AE: Geleneksel genelde donmuş sabit şeylerdir. Bizim geleneğimiz böyle başka bir şeyde

yapmayız derler. Geleneksel olan sabit kalmıştır. Oysa Cumhuriyet döneminde kadar Karagöz de sürekli değişim ve yenilenme olmuş. Cumhuriyet döneminde değişimin olmamasının nedeni değiştirmeye zorlanmasıdır. Yukarıdan bir zorlama var “Öylemi yapsak böyle mi yapsak” diye. Bırak Karagöz kendi yolunu bulur. Böyle bir zorlama olunca, Karagöz direnmiştir. Ben bari kendimi saklayım demiştir. Günümüzde gerek yetişkinlere, gerekse çocuklara göre yeni konular ve yeni tipler ekleniyor. Karagöz serbest kalınca Karagöz zamanın gelişimlerine göre değişiyor.

YY: Ama şekil olarak değişim olmuyor. Muhavere, Mukaddime, Fasıl değişmiyor.

AE: Valla isteyen değiştirebilir. Ama ben bulamadım; daha iyi bir yapı oluşturup Karagöz oynatan. Bu yapıyı çok ilerici ve güzel bir yapı olarak görüyorum. Karagöz’ün oyun yapısı çok ileridir. Bu yapıdan daha ileriye götürecek varsa kabul ederiz. Ben hala görmedim. Bu kadar yoğun araştırma yaptığım halde bu yapıyı değiştirebilecek birisini bulamadım. Ben geleneksel olmadığını söylüyorum. Bunda bir de gölge oyunu değildir ide ekleyeceğim. Bu konuda ilk araştırma yapanlardan biri olan Alman araştırmacı Georg Jacop, bende bunun düşüncesine katılıyorum. Jacop: “Gölge oyunu değildir” diyor.

YY: Neden gölge oyunu değil diyor? İlginç geldi.

AE: Gölge oyunu değildir diyor. Çünkü gölge oyunu demelerinin nedeni, gölge oyunu ile mukayese etmeleridir. Bizde bulunan benzerlerine bakarak böyle mukayese ediyoruz diyor. Tabi bu kadar kısa söylemiyor. Karagöz, renklidir; transparandır. Bana göre Karagöz’ün kökenlerine baktığımız da gölge oyunu olmadığını daha iyi görmekteyiz. Gölge oyunu, siyah beyaz oluyor. Işığın perdeye yansımasıdır. Bizdeki gölge oyununa, hayal ya da hayali zıl deniliyor. Bu tanım gölge oyunu anlamına gelmez. Zıl kelime olarak gölgedir. Hayal bizim dediğimiz hayal değil, yansıma anlamına gelir. Tasavvufta biz Allah’ın hayaliz derler. Şimdi bu Allah’ın gölgesi anlamına gelmez. Yansıması anlamına gelir. Allah’dan yansıyanın görüntüsü anlamındadır. “Hayali zıl” demek o demek. Basit olarak gölge oyunu olarak çevrilemez. Bunlar farklı bir tartışmalardır.

karagoz02YY: Karagöz’ün tarihi ile ilgili de farklı tartışma var.

AE: Ayağı sağlam temellere basmayan Karagöz tarihini geçmek lazım. Çünkü bunların ispatlanacak durumu yoktur. Temelde iki tane düşünce vardır. Birincisi Metin And’ın Mısır’dan geldiğine ilişkin görüşü, Diğeri ise Jacop’un Moğollardan geldi görüşü. Bu iki görüş önemli. Burada şöyle bir tuhaflık var. Metin And’ın kesin kanıt olarak sunduğu şey Jacop buluyor. Jacop itibar etmeyip Moğollardan geldiğini düşünüyor. Teknik olarak siyah beyaz zaten Anadolu’da var.

YY: Siyah beyaz Anadolu da var diyorsunuz. Gölge oyunu Anadolu’da var demek oluyor.

AE: Evet siyah beyaz Anadolu da var. Aynen gölge oyunu demek istiyorum. Teknik olarak Moğollardan geldiğini düşünüyor. Renkli teknik oradan geldiğini düşüyor. Oyun kurgusu, tasavvufi yapısı konusunda farklı düşüncelerim var. Oyun kurgusu olarak pek çok Halk Tiyatrosu’nda olan bir yapıda olduğunu düşünüyorum. Göçebe Türklerin bu tür yapı kurması mümkün değil. Karagöz’ün oyun yapısında yerleşik kültüre ait, halk tiyatrolarında bulunan özellikleri görüyoruz. Birebir Antik Yunan Komedisine uygun bir yapısı vardır. Bölümlerini ele aldığımız zaman görülür. Muhabere ve mukaddime bölümü Antik Yunan’da Prologuna denk gelir. Antik Yunan Komedileri, epizotlar halindedir. Karagöz’de de tipler epizot oluşturur. Koro ise Karagöz’ün içindeki şarkılarıdır. Bu açıdan baktığımız da benzerlikler vardır. Egzodos vardır. Karagözde ki bitiş.

YY: Karagöz değişime uğradı dediniz. Biraz açalım mı?

AE: Dediğim gibi Cumhuriyet Dönemine kadar sürekli bir değişim olmuştur. Ben deminde

dediğim gibi isteyen değiştirebilir. Aşılabilir mi? Aşabilen aşsın ama kaybetmemek gerekir.

Tasvirlerin kendilerini de değiştiriyoruz. Geçmişte Karagöz ve Hacivat’ın kostümleri de

değişiyor. Çok fazla değişti demek hatalı olur. 18. Yüzyıl Karagöz tasvirlerine baktığımız

zaman zorlanmamıza karşın anlıyoruz.

YY: Genel açıdan büyük değişik yok.

AE: 18. yüz yıl çok farklı, büyük değişiklik nedir? Tabi biz geleneksel tiyatro mu? Yoksa

Halk Tiyatrosu mu? Bunun peşindeyiz. Bakalım. Tasvir değişiyor. Metinler değişiyor.

Müzikler değişiyor anlaşılması için mutlaka günümüzün müziği olması gerekir. Tipler

Osmanlıda değişmiştir. Yöresel olarak da tipler değişmiştir. Mesela bizim “Beberuhi”

dediğimiz başka bir yerde “ Tellakle” demiştir. Çünkü oyunda bedestende tellaklık

yapıyordur. Dış görünüşü aynı ama orada farklı bir tip var. Değişmeyen ne? Karagöz’ün

yapısıdır.

Değişim Osmanlının değişimi ile ilgili. Tanzimat’dan sonra yaşam biçimi değişime

uğramasıyla paralellik gösteriyor.

YY: Doğal olarak o değişim yansıyor. Çünkü bireysel haklar ve özgülükler, Konut

dokunulmazlığı, Nüfus sayımı gibi değişimler, yaşam biçimin de değişim yaşanıyor.

Bunu Karagöz’e yaşıyor.

AE: Evet evet. Mesela farklı bir örnek vereyim. 18. Yüzyıl da sokak da hiç kadın yok.

YY: Nasıl Sokak da kadın yok?

AE: Yaşamın içinde hiç kadın yok diyorum. 17. ve 18. yüz yılda kadınlar normal hayatta

hiç yok. Kadınlar devamlı evlerinde kapanıp yaşıyor. Dolayısıyla Karagöz’ü seyredenler de

erkek.

YY: Argo ve cinsellik oradan geliyor o zaman.

AE: Erkek egemen bir toplum. Kadın hiç sokak da değil. Bazı mahallelerde on bin Yeniçeriler

yaşıyor. Liman yerlerinde. Memeleri açık tasvirler görüyoruz. Argo ve cinselliği bol Karagöz

görüyoruz. Çünkü sokak da sadece erkek var. Bu bir ihtiyaç aynı durum Avrupa içinde

geçerlidir. Tanzimat döneminde başlayan Ferace denilen bir şey çıkıyor.

YY: Nedir ferace?

AE: Renkli elbise, renkli bir manto ve üzerinde bir tül var. Tüm bunlar kadının sokağa

çıkması demek.

YY: Böylelikle kadın sokağa çıkıp sosyal yaşama girince, doğal olarak, Argo ve cinsellik

üzerine olan Karagöz’de değişime uğruyor.

AE: Aynen, memesi açık olan kadın tasvirleri ferace giymeye başlıyor. Artık argolar yavaş

yavaş kalkıyor. Yani Karagöz değişime uğruyor. Konaklarda perdeyi kuruyorlar. Selamlık ve

haremlik. Kafesler konuluyor. Kadınlar o kafeslerden erkekleri görüyor, erkekler kadınları

görmüyor. Açık seçik ne olursa olsun oyunu seyrediyor. Komedi olsa dahi asla gülmüyorlar.

Daha sonra kocaları ile konuşmuyor. Edepsiz bir Karagöz var. O dönemler böyle oynatılmış.

Ayrıca Avrupalılar “Ooo çok edepsiz Karagöz” diye diye değişime uğramış. Bu açıdan

baktığımız da Halk Tiyatrosu olarak görmemiz gerekir.

YY: Aynı zaman bunun nerede yaşamış ona bakmamız lazım. Halkın içinde yaşayan ve

halkla değişen bir Karagöz’den söz ediyoruz.

AE: Dünyanın her yerinde Halk Tiyatroları halk kahramanları üzerinden gider. Karagöz’de

bir halk kahramanıdır. Nereden biliyoruz; “Letaşiye Hayal” diye dergi çıkmış. Orada

Karagöz’ün ağzından fıkralar yazmış. Tıp ki Nasseddin Hoca fıkraları gibi. Ya da birleri

Karagöz için hikâye yazmış. Deyimlere girmiş. Eğrelti bir şey için “Karagöz Perdesi”

derler. Sonu gelmeyen laf kavgasına Karagöz Hacivat gibi tartışma denir. Halk tiyatrosunun

diğer bir özelliği her türlü baskıya karşı, söylemek istediğini söyleyen bir tiyatro biçimidir.

Toplumun önüne geleceğe dair bir umut koyma kaygısı yoktur. Olması da beklenemez. Bir

şeyi başka türlü anlatmaktadır. Çok örtük bir şekilde farklı farklı anlatılmaktadır. Ben Halk

Tiyatrosu yanındayım. Geleneksel Tiyatrosu deyimine de çok karşı değilim. Geleneksel Türk

Tiyatrosu dememizin nedeni kendi halk tiyatromuzu tiyatro olarak kabul etmediğimizden

kaynaklanıyor. Biz Tanzimat’la birlikte dramatik tiyatroyu Avrupa’dan almışız ondan

kaynaklanıyor. Tiyatro diye başka bir şeye söylenmiş. İlla tiyatronun metni, dramatik alt

yapısı olması gerekir diyorlar. Böyle olunca da Karagöz tiyatro olarak sayılmıyor.

YY: Karagöz ve Hacivat tipleri üzerinde konuşmamız gerekirse.

AE: Karagöz’ün karakteristik özellikleri üzerine yazılan tüm yazılar Cumhuriyet dönemini

yansıtır. Bizde bir olumlu bir kahraman ihtiyaç vardır. Batıda vardır ya. İyinin yanında

mutlaka bir kötü olması gerekir ve iyi kötü ile çatışması gerekir. Bizde Cumhuriyet

döneminden sonra Hacivat bizim modelimiz olsun Karagöz devamlı hata yapsın Hacivat

devamlı düzeltsin. Hacivat bilgili, okumuş sorunları çözen birisi olarak çıkarma çabasına

girmişler. Karşısında çatışma için Karagöz’ü koymuşlar. Ben şöyle bakıyorum.

YY: Nasıl bakmamız gerekir?

AE: Oyunlara baktığımızda Hacivat ne kadar bilgiliyse Karagöz’de o kadar bilgili. Karagöz

Hacivat’ın laflarına verdiği cevaplardan bilgilerinin eşit olduğunu anlıyoruz. Fakat nedir fark?

YY: Nedir?

AE: Hacivat da yarı aydın tiplemesi var. Aydın olmak için mi aydın olma çabası mı var

Hacivat’ın; hayır! Kendi menfaati için bir aydın olma çabası olduğunu görüyoruz. Ne yapar

oyunlarda Hacivat? Kendi menfaati için devamlı aracılık yapar. Komisyoncudur. Başkasının

yerine taşeron iş yapan. Taşeron. Bu kısmı çok önemlidir. Taşeron, günümüz işçi sınıfın en

önemli sorunlarından biridir.

YY: Günümüzü de anlatan bir Karagözden söz edebiliriz.

AE: Aynen o gözle de bakmamız gerekir. Karagöz ile Hacivat aynı sınıfın insanlarıdır.

Karagöz işsiz. Hacivat’ın işi ne? Birisi o sınıfın içinde olduğu gibi davranan. Diğeri ise başka

bir sınıftan alarak kendi sınıfını sömürendir.

Bu tanımlara 1980’den sonra bu tanımlara muhafazakâr kesimlerinde sarıldığını görüyoruz.

Hacivat bilgili eğitimli. Karagöz ise cahil ve görgüsüzdür. Hacı ya ondandır. Yüzyıllardan

beri Karagöz denilen oyuna, son otuz yıldan beri muhafazakâr kesim. Hacivat ile Karagöz

denilmesinin nedeni de bu. Oyunun adı Karagöz’dür. Tüm ramazan programına bak Hacivat

ve Karagöz derler. Bu olmaz. Okumuş Hacivat bulmazsın. Karagöz’ün bazı sözleri vardır.

Ancak onları okumuş adamlar söyler. Çünkü Karagöz oynatanlar okumuş insanlardır.

Özellikle eskiler öyledir.

Son olarak benim fikrim şudur. Derinlerde daha evrensel ayrım buluruz. Nedir bu? İnsan

yalnız yaşayamıyor. Sosyal her yapı normlar oluşturur ve süreç bu normları geliştirir.

Yazılı sözlü Kurallar sınıflar oluşturur güçler oluşturur. Bir formasyon oluşturur. Kurallar

oluşturur. Normlar oluşturur. Hacivat buna eyvallah demiş tiptir. Karagöz ise bu normları

ret eder ve saf doğal insan doğasını temsil eder. Peki, bu nedir? Aslında bütün dramanın

temelini oluşturur. Akla kara, iyi ve kötü, ying yang, dengeden hayatın kendisi ortaya çıkıyor.

Karagöz insanlık tarihinin derinliklerinden gelir. Karagöz’ün kökeninde göçebe dürüstlüğünü

görmekteyiz. Bütün Halk Tiyatrolarında bu çatışma vardır. Ben Karagöz’ü Halk tiyatrosu

olarak görenlerdenim.

YY: Bugün Karagöz’ün tarihine, bakarken, Halk tiyatrosu mu yoksa Geleneksel Türk Tiyatrosu mu sorusuna cevap aradık. Karagöz ve Hacivat tipinin analiz ederek, günümüzü nasıl anlattığını da gördük. Bilgiler için teşekkür ederim.

AE: Ben teşekkür ederim. Daha farklı konulara değineceğiz. Karagöz ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göreceğiz.