Hamlet Makinesi

Hamlet_Makinesi_by_tiyatrogrubu“Çürümüş bir şeyler var bu Danimarka’da…”diyor Hamlet. Acaba o günden bu güne kadar çürüme derinleşiyor mu? 21. yüz yılı umut yüzyılı olarak girdik ama çürümüş bir çağ deme noktasına hızla ilerliyoruz.

 

Evet, yeni bir sezona daha merhaba dedik. Aklımızda birçok sorularla tiyatronun yolunu tutuyoruz. Sezonun ilk galasını izleyeceğiz. İzleyeceğimiz oyun ilk gösterimi 19. İstanbul Uluslar arası Tiyatro Festivali’nde yapmış olan “Hamlet Makinesi”. Tiyatronun bekleme salonunda aynı yüzler; yine toplandık. Herkes merakla Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği oyunu bekliyor.

 

Devlet Tiyatroları’nın Üsküdar Tekel Sahnesi’nde oyun izlemek ayrı bir keyif. Oyundan önce tiyatronun kafesinden çayımızı aldığımız gibi kendimizi bir anda boğazın kenarında buluyoruz. Serin bir hava, karşı yakada ki ışıklar selamlıyor bizi. Bir yerden bir yere koştururken sanatı, tiyatroyu ve yaşamı unutan insanlar selamlıyor bizi. Tiyatroya yıllarını vermiş ve yılmadan oyun izlemeye gelen büyüklerimiz selamlıyor bizi. Her zaman titiz çalışmasıyla tüm tiyatro camiasının sevgisini kazanan İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ebru Sayan ve ekibi selamlıyor bizi. Tüm bu güzelliklerle giriyoruz Hamlet Makinesi’ni izlemeye. Biz bu oyunu izleyemeyenlerin de temsilcisiyiz.

 

Söz duvarlarını yırtma ve yıkma isteği

 

Oyunun yönetmeni, Türkiye’nin sayılı kadın yönetmenlerinden ve uluslar arası arenada da birçok çalışmaya imza atmış bir isim Ayşe Emel Mesci. Yaşadığı tüm acılara karşı yılmadan mücadeleye devam eden bir isim. Bize verilen broşürden hayatını okuyorum. 1966 yılında başlamış tiyatro serüvenine. Tutukluluk, Şehir Tiyatroları, Tuncel Kurtiz’le İsveç’de kurulan Halk Oyuncuları Tiyatrosu ardından, Cumhuriyet Gazetesi’nde köşe yazarlığı ve son durağı Devlet Tiyatroları’nın kadrolu yönetmeni. Acımasızca geçen yıllara karşın yılmadan usanmadan tiyatro demesi beni etkiliyor.

 

Aynı broşürde Emel Mesci Hamlet Makinesi için bakın neler diyor: “Hamlet Makinesi’ni sonunda yapmaya karar verip, “Hamlet’in “Çürümüş bir şeyler var bu umut çağında” deme noktasına nasıl geldiği üzerine daha derinlemesine düşünmeye başladıktan sonra, Heiner Müller’in “Dünyaya dalıp aya fırlatma” isteğini, ışık geçirmez buzlu camlar gibi formatlanmış yüzlerin, karakterlerin, sistemlerin ardını görme, belleklerin ve tarihin üzerini kirli puslu fabrika camları gibi örten söz duvarlarını yırtma ve yıkma isteğini daha yakından hissettim.” [1]

 

Post- Modern tiyatro

 

Oyun yazarı ise Heiner Müller. 20. yüzyılda avant-garde tiyatrosunun önemli temsilcilerindendir. Oyunun dramaturgu olan Füsun Ataman Berke Müller için şu tespitleri yapıyor “Heiner Müller, yirminci yüzyılın ikinci yarısında gerçekçi çizgide ilerleyen ana akım tiyatrodan tamamen uzaklaşmış olan post-dramatik çizgide ilerleyen, performansa ve metnin yapıbozumuna dayalı post-modern tiyatro alanı içinde değerlendirilmektedir. [2]

Henier Müller hakkında Prof Dr. Hülya Nutku’da Post-modern tiyatronun önemli temsilcisi olarak görür ve Müller hakkında şunları dile getirir. “ Post-modern tiyatronun performans geleneği içinde Müller’in yeri parçalı formlara oluşturarak fosilleşmekte olan tarihin mirasını korumak adına köktenci kurgular gerçekleştirmektir. Müller, gerçekliği kırarken geçmişin diyalektiğini şimdinin diyalektiğine uygular. O, yapı bozum tekniğini üretkenlikle birleştirir. Hamlet Makinesi, anlamların yitirildiği bir dünyada parçalılığın egemen olduğu bir tiyatro anlayışının ürünüdür.” [3]

 

Sezona post-modern tiyatro izleyerek başlıyoruz. Hamlet Makinesi adlı oyunun metni 9 sayfa. Böyle olunca da oyunda koreografi ve hareket düzeni ön plana geçiyor. Oyun görsel zenginliklerle beslenmesi gerekiyor. Ayşe Emel Mesci bu görsel zenginliği yeterli düzeyde seyirciye sunuyor. Parçalı bir oyun olan Hamlet Makinesi oyununu yönetmen çok iyi algılamış. Yoğun ve uzun çalışmanın yaratıcılığa nasıl dönüştüğünü çok rahat görüyoruz. Adım adım ilerleyerek kurgulanmış oyunu. Oyuncu, dekor, kostüm ve metafor ilişkileri insanı etkiliyor ve oyuna büyük katkı sağlıyor.

 

Kanlı kasabın elindeki sosyalist liderler

 

Yaşlanmış dünyanın acımasız varlığı olan insanın yarattığı yıkımları geçmişten günümüze çok iyi yansıtmış. Sosyalist rejimlerin kağıttan kuleler gibi yıkılmasını izliyoruz oyunda. Stalin, Mao, Lenin bir kasabın kanlı palasında küçük parçalara ayrılarak, çöplükte yerini aldığını izlemek farklı bir duygu olduğunu söylemek isterim. İnsanın aklına şu soru geliyor? Acaba sosyalist liderlerin mi eli kanlı, yoksa sosyalist sistemi yıkmaya çalışan batının eli mi kanlı? Bu sorunun cevabını size bırakıyorum.

 

Kadının tarihi

 

Diğer etkili sahne ise Avrupa’da kadın sahnesi. Kadının üzerinden yapılan rant kavgası sadece kadının kaybetmesine neden oluyor. Güzel ve alımlı kadın, en güzel kostümüyle altınlar ve mermilerle kırmızı halıdan yürüyor. Görüntü olarak kazanıyor; ama iki adım sonra sakatlanması ve daha sonra yok olması; kaybedenin kadın olduğunu bize gösteriyor. Daha sonra ise çıldıran kadını üç boyutlu sonsuzluğun içinde kendini ararken buluyoruz. Eli kolu bağlı olan kadın belki de kendini kaybetti. Kullanılan kadın. Kadın olmanın kaderini ve hüznünü göstermiş bize yönetmen.

 

Çok iyi çalışılmış dekor ve kostüm

 

Oyun bir saat sürüyor ve oyunda çok şey izliyoruz oyunda. Güçlü bir sahne düzeni görüyoruz. Oyuncuların danslarla oluşturdukları metaforlar insanın kendisiyle yüzleşmesine neden oluyor. İnsanlığı kasaba benzeten Mesci hepimizin eli kanlı ve acımasız diyor. Dekor tasarımı Eftel Tunç’a ait. Metal zeminde boşluları oyuncuların doldurduğu ve metafoların dekor olduğu bir tasarım yapmış. Üsküdar Tekel Sahnesi’nin iki katını da oyuncular kullanıyor. Böyle olunca da dekorun sadeliği ve işlevselliği oyuncuların performansıyla daha da anlam kazanıyor. Kostüm tasarımı Ayşegül Alev’e ait. Ama yönetmenin kostüm ve dekor üzerinde uzun uzun çalıştığını, günler ve geceler boyunca tartışıldığını çok iyi hissediyorsunuz. Işık Yakup Çartık tarafından tasarlanmış. Oyunun en etkili kozu olmuş. Üç boyutlu ışık insanı zaman tüneline götürüyor. Etkili bir atmosfer oluşturuyor. Üç boyutlu ışığın içinden uçuşan sabun köpüğü, balık hafızamızı bize hatırlatıyor. Biz insanoğlu her şeyi çok çabuk unuturuz.

 

Ateşliyorum ki sönmesin

 

Oyunculuklara geldiğimiz zaman. Hakan Meriçliler’i Hamlet rolünde izliyoruz. Oyunun üstesinden geliyor. Oldukça ritmi yüksek bir performans çıkarıyor. Tek sorun dizide izlediğimiz rolünün tavırlarını görmemiz. Yönetmen, metnin içine yazarın alışkanlığından da bir sahne eklemiş. Piyona başında puro içme sahnesi. Yıllar önce Ayşe Emel Mesci, Henier Müller’in atölyesine katılır o atölyede Havana purosunun elinden hiç düşmediğine şahit olur. Müller, konuşmasını yarıda keser ve çakmağa bir bakar ve başını kaldırarak “Elimizde bir bu kaldı. Durmadan ateşliyorum ki sönmesin” der. Mesci’de puro sahnesiyle de Müller’i kendi oyunuyla selamlar ve en etkili sahnenin çıkmasını sağlar.

 

Diğer oyuncularda Sema Kuray, Neriman Uğur, Yıldırım Göcük, Onur Serimer takım oyunculuğu içinde oldukça başarılı bir performans çıkardılar. Oyunun gücünü takım oyunculuğu ile arttırdılar. Soytarılar ve mezarcılar rolünde; Turgay Şeker, Görkem Koyuncu, Murat Kapu ve Sedat Can Güveç samimi ve oyunun sertliğini hafifleten rolleriyle dikkat çektiler. Birde koro karakterleri vardır. Danslarıyla oyunun bütünlüğüne katkı sunan koro oldukça güzel ve temiz bir çalışma olduğunu söylemek isterim. Oyunun olumsuz yanı daha önce de yazdığım gibi, bir saatlik süre içinde çok fazla sahnenin sıkıştırılmış olması ve oyunun yoğunluğunun fazla olmasıdır. Bu da anlaşılma konusunda biraz güçlük oluşturuyor. Bu karşın, uluslar arası düzeyde bir oyun ve post-modern tiyatronun en iyi örneklerinden olduğunu söylemek isterim. İyi seyirler.

 

[1] Hamlet Makinesi,broşür İstanbul Devlet Tiyatrosu Ayşe Emel Mesci,s12 İstanbul 2014

[2] A.g.e., sy, 14

 

[3] A.g.e., sy,18